Bu kitabı okurken, sadece bir romanın değil, adeta bir destanın içinde yürüdüğümü hissettim. Yaşar Kemal’in kalemi, Çukurova’nın sıcağını, Toroslar’ın sert rüzgârını ve insanların içindeki adalet arayışını öyle gerçekçi anlatıyor ki, sanki İnce Memed’in yanında ben de dağlara kaçtım, zalimlere karşı ben de öfkelendim. Sayfalar ilerledikçe, Memed’in öfkesi benim öfkem oldu, onun umudu benim umudum oldu.
İnce Memed, sadece bir eşkıya hikâyesi değil. O, bir isyanın, adaletsizliğe başkaldırının, ezilenlerin sesi olmanın simgesi. Küçük bir köy çocuğu olarak başlayıp, ağaların zulmüne karşı duran bir halk kahramanına dönüşmesi, hem bireysel hem de toplumsal bir mücadelenin hikâyesi. Onun yaşadığı her şey, aslında Anadolu’da binlerce insanın yaşadığı acıların bir yansıması. Kitap boyunca, onun cesaretine hayran oldum ama bir yandan da içimde buruk bir his vardı; çünkü Memed’in yaşamak zorunda kaldığı şeyler, adaletin ne kadar zor kazanıldığını gösteriyordu.
Kitap boyunca Yaşar Kemal’in doğa tasvirleri beni en çok etkileyen şeylerden biri oldu. Çukurova’nın kavurucu sıcağını, Toroslar’ın dik yamaçlarını, her ağacı, her kuş sesini öyle anlatıyor ki, gözümün önüne canlı bir resim gibi geliyor. Ama daha da etkileyici olan, insan ruhunu bu doğanın bir parçası gibi anlatması. Memed’in içindeki öfke, umutsuzluk ve umudu, rüzgârın esişinde, toprağın kuruluğunda hissedebiliyorsunuz. Doğa ve insan iç içe geçmiş, kaderleri birbirine bağlanmış gibi. Ağalar nasıl toprağı sömürüyorsa, insanları da aynı şekilde eziyor. Bu yüzden Memed’in mücadelesi sadece kendi kurtuluşu için değil, bütün bir halkın sesi olabilmek için.
İnce Memed’in hikâyesi, sadece bir kişinin değil, bir halkın hikâyesi. Zengin ile fakirin, güçlü ile güçsüzün, zalim ile mazlumun asırlardır süregelen savaşının edebi bir