"Hayatın anlamı nedir?" sorusuna alabildiğim tek yanıt şuydu; Sen "hayatım" dediğin şeysin, sen parçacıkların rastlantı sonucu bir araya gelmesinden oluşan geçici bir şeysin. Bu parçacıkların karşılıklı etkileşimleri ve değişimleri sende "hayatım" dediğin şeyi oluşturmaktadır. Parçacıklar bir süre daha bir arada kalacak, sonra bunlar arasındaki etkileşim duracak ve senin "hayat" dediğin şeyinde, sorularının da bir sonu gelmiş olacak. Sen rastlantısal olarak bir şeyin küçük bir parçasısın. O küçük parça mayalanmakta. Küçük parça bu mayalanmaya "hayat" adını veriyor. Parça bütünden kopacak, mayalanma ve de bütün sorular son bulacak.
Başucundakilerden biri Bitti! dedi. İvan İlyiç duydu bu söyleneni, ruhunda aynı şeyi yineledi. Ölüm bitti, dedi içinden, ben yokum artık.
Havayı içine çekti, soluğunun yarısında durdu, gerindi, öldü.
"Bu ağacı ellerimle sallamak isteseydim gücüm yetmezdi buna.
Oysa gözümüzle göremediğimiz rüzgar ona istediği gibi eziyet ediyor, onu eğip büküyor. Görünmez ellerdir bize en kötü eziyetler çektirenler, bizi eğip bükenler."
'Siz bu “dünyaya” gelmediniz. Okyanustaki bir dalga misali, bu “dünyadan” geldiniz. Burada yabancı falan değilsiniz.' [You didn’t come into this world. You came out of it, like a wave from the ocean. You are not a stranger here.]
Alan Watts