Penis kesmenin çok daha yaygın biçimi olan Mısır sünnetinin kökeninde bir sürüngen bulunur. Bu âdetin Eski Mısırlıların ölümsüzlük takıntısına bağlı olarak ortaya çıktığı sanılmaktadır. Sava göre, Mısırlılar yılanların deri döktüklerinin farkına varınca, bu hayvanların yeniden doğduğu gibi bir inanca kapılmışlardır. Eski ten kuruyup buruşmuş olarak yerde dururken, yılan parlak ve duru bir tenle ortaya çıkıyordu. Buradan şu sonuç çıkarıldı: Dökülen bir deri parçası yılana ölümsüzlük sağladığına göre, bir insan da bir deri parçasını attığında ölümsüzlüğe kavuşabilirdi. Penis ve yılan benzer bir biçim taşıdığından ve penis ucunda sarkan küçük bir gevşek deri parçası bulunduğundan, ne yapılması gerektiği apaçıktı. Böylece uç derisini aldıran kişi tıpkı yılan gibi yeniden doğabilirdi. Ancak, bunun için sabır gerekliydi; çünkü insanın yeniden doğuşu öbür dünyada gerçekleşeceği için ölüm anı beklenmeliydi.
Antik dünyanın elit halkı konumundaki Eski Mısırlılar bir süre sonra diğer Ortadoğu kültürlerince taklit edildi ve çok geçmeden bölgedeki genç oğlanların çoğu Mısır geleneğini izlemenin ağrılı bedelini öder hale geldi. Yılana tapınma kısa sürede unutuldu ve adetin tek gerekçesi Tanrı'nın sünnetli penisleri tercih etmesi olarak gösterildi. Ama Tanrı'nın böyle olağandışı bir çocuk istismarına niçin taraf olduğu asla açıklığa kavuşturulmadı. Sünnet makbul bir dinsel görenek olarak öylesine kökleşti ki, tuhaflığına rağmen yüzyıllar boyunca sürdü ve günümüzde hâlâ var. Tahminlere göre her yıl 15 milyon erkek çocuk sünnet ediliyor; bu da sünneti insanoğlunun bildiği en yaygın ve en kârlı cerrahi işlem haline getiriyor.
Buradaki sav, koltukaltı tüy tutamı gibi kasık tutamının da temelde koku taşıyıcısı olduğudur. Apış bölgesinde apokrin koku bezlerinin güçlü bir yoğunlaşması vardır ve sık tüyler onların salgıladığı feromonlar için bir koku kapanı işlevini görür. Vücudun diğer kısımlarında olduğu gibi, sıkı giysiler bu koku salma sistemi açısından kolayca sorunlar yaratarak, salgıların ekşimelerine yol açabilir ve doğal cinsel rayihaları nahoş vücut kokularına çevirebilir. Oysa çıplak olduğumuz ilkel çağda, türümüzde çarpıcı evrim değişikliklerinin yaşandığı dönemde söz konusu kapan gayet iyi işlemiş olsa gerek.
Elleri bele koymak bir bakıma “Şu anda hiç kimsesinin bana sarılmasını istemiyorum, lütfen uzak durun" anlamına gelir. Gövdeden iki yana doğru çıkan dirsekler dışa dönük kocaman birer ok ucuna dönüşmüş gibidir sanki. Duruş yanlara doğru ok atmaya hazır iki yaya da benzetilebilir. Hareketi belirten İngilizce akimbo kelimesinin kökeni belki bununla açıklanabilir. Yüzyıllar önce okçuların hâlâ savaş alanlarında bulunduğu dönemde kelime “keskin yay" anlamına gelen ve "sivri uçlu yay" diye yorumlanabilecek a ken bow biçiminde yazılırdı. Sivri uç yandaki dirsekle oluşmaktadır elbette. İşin garip tarafı, kelimenin öbür dillerde böyle bir karşılığı yoktur. Bazen "kıç üstünde yumruklar" ya da "iki kulplu çömlek" gibi tanımlayıcı yer verilir, ama hareketin küresel düzeyde kullanılmasına karşın, tek kelimeli bir karşılık görülmez. Bu da jesti düşünmeksizin yaptığımızı yansıtır.
İnsan vücudunun neresinde hafif bir cinsiyet farklılığı varsa, her iki taraf da bu farklılığı daha belirgin kılma yollarını bulmak için yoğun bir çabaya girer.
Bir kadın kilo aldığında, öbür yerlere oranla bel bölgesinde daha az değişime uğrar. Böylece vücudunun daha ağırlaşmasına karşın, can alıcı bel/kalça oranı bir ölçüde korunur. Bir erkek kilo aldığında ise bel ölçüsü bu şekilde korunmaz.