"Birbirine benzeyen günler, yaşarken nasıl geçtiği anlaşılmayan günler, tarih düşürülmesi imkansız günler. Günler birbirini kovaladı. Pazartesi oldu, sonra pazar, sonra gene pazartesi, sonra gene pazar oldu. Yakalamaya, yetişmeye imkan yoktu."
"Her şeyin biteceği yer burası mıydı yoksa?
Defterim dürüldükten sonra daha ne kadar zaman geçirecektim, bu yalnızlıkta?
Sıfırı tüketmeden önce?
Ya hangi çukurda?
Bu duvarların hangisi boyunca?"
"Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
Işıksız ruhumu sallar da durur.
Zambaklar en ıssız yerlerde açar.
Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi.
Ellerinden belli olur bir kadın,
Denizin dibinde geziyor gibi.
Ellerin, ellerin ve parmakların.
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana,
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar.
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona."
"Bir toplum böyle köksüz, yoksul, amaçsız bir hale gelirse, o toplumdaki insanların birinci işi dedikodu olur. Evde dedikodu, sokakta, çarşıda pazarda, gazetede, her yerde dedikodu. Yedisinden yetmişine kadar dedikoduyla geçinen bir bölük."
"Sanki yokmuş gibi bakıyorum o göğe. Ne düşünüyorsam onu uyuyorum, yürürken uzanmış oluyorum, hiçbir şey hissetmeden acı çekiyorum.
Duyduğum büyük özlem hiçbir şey için, o bir hiç, tıpkı görmediğim, kimliklerden sıyrılarak seyrettiğim derin gökyüzü gibi."