Tekin ELARSLAN

Yok Böyle Bir Şey:)
10/10
·464 syf.··
2022 61. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Aralık 2022 22:25
Victor Hugo, Notre Dame Kamburu ile Dini, Sefiller ile toplumu ve Deniz işçileri ile Doğa temasını işliyor. Okuması zor olan bu eser biraz sabır ile okuması zevke dönüşen bir eser haline dönüşüyor. Diğer kitaplarında olduğu gibi(bana göre bu kitapta daha fazla) konuya geçmeden önce konu ile alakalı yan şeylerin(insan, doğa, bina, ağaç vb ) tasvirini yapıp daha sonra konuya geçerek daha öce tasvirini yaptığı şeyleri konuyla ustalıkla bağlıyor. Kitabın okunmasını zorlaştıran iki etkenden biri bu, diğeri ise aşırı tasvir yapıyor misal Hugo' basit bir taş parçası verin mitolojiden girer günümüzden çıkarak basit bir taş parçasıyla ile ilgili 3-5 sayfa tasvir yapabilir ki yapıyor da zaten. Adamın tasvir yeteneğine diyecek bir şey yok. Kitabı okuyacak arkadaşlara önerim giriş kısımları tasvirlerle dolu olduğu için sabır göstererek sıkılmadan okumaları bir süre sonra kitap sizi içine çekecektir zaten. Böyle harika bir eseri sıkılıp bırakmak büyük hata olur. Gelelim kitap içeriğine; Eser, geçimini denizden sağlayan bir kasaba sakinlerinin toplumsal ve yaşamsal sıkıntılarını anlatarak ve bu sıkıntılara bir de aşkı dahil ederek devam ediyor. Toplum tarafından benimsenmiş birinin yeni bir gemi inşa edip bunun üzerinden ciddi paralar kazanmasıyla ve bu kazanım esnasında insanların tutum ve davranışlarında ki değişimlerimler birlikte söz konusu geminin kaza sonucu bir kayalığa hapsolmasıyla gelişen aşk hikayesini okuyoruz. Bu hikayede; geçim sıkıntıları, insanların yalanı göz göre gerçeğe çevirmesini, her zamanki gibi dedikoduların açtığı yanlış düşünler , batıl inanışları eleştirmesini, toplumdaki eşitsizliğin eleştirilmesi, Fransız devrimine değinmesi , yoksulluğun kişiler üzerindeki etkilerini ve bunlar gibi toplumsal, yaşamsal ve adalet sıkıntılarının eleştirilmesiyle
Edebiyat
Deniz İşçileriVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20242,507 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Kitap Değil Film, Film Değil Canlı Bir Tablo.
10/10
·1696 syf.··
2022 44. kitabı
Mihail Şolohov'un 4 ciltten oluşun bu eserini cilt cilt değil de bir bütün olarak anlatmak daha uygun olacağını düşündüğümden direkt konuya geçmek istiyorum. İlk cilt , Don Nehri etrafında yaşamlarını sürdüren kazak köylülerinin yaşam tarzlarını, köy yaşamını, insan ilişkilerini, aşk maceralarını anlatarak okuyucuya kazak halkını canlı tablolar halinde anlatıp okuyucuya kazak halkını iyice benimsettikten sonra yavaş yavaş 1. dünya savaşının ayak seslerini bizlere duyuruyor. İkinci ciltte de 1. dünya savaşı başlangıcı, Çarlık yönetimin yıkılmasına sebep olan Şubat ve Ekim devrimleriyle birlikte savaşın insan psikoloji üzerinde bıraktığı etkiyi anlatıyor. Üçüncü ciltte Bolşevik devriminden sonraki kazakların bağımsız bir Don'un hayaline kapılarak yaşamış oldukları iç savaşı anlatıyor ve bu savaş sonrası barışa açlık duyan kazakların özlemini dile getiriyor. Dördüncü ciltte ise iç savaşın sona ermesiyle birlikte evlerine dönen kazakların hem savaşta hem de eve dönüşte yaşadıkları zorlukları anlatıyor. Kitap içeriğini en kısa olarak bu şekilde özetleyebilirim. Ben kitabın konusunu detaylı atlatmaktan taraftar değilim. Bende bıraktığı duyguyu, etkiyi anlatmaktan yanayım zira içerikle ilgili arka kapakta da bilgiler var zaten ve bu bizi alakadar etmiyor bizi, kitabın bizim zihin dehlizlerimizde bıraktığı aydınlık izler alakadar ediyor. Gelin onlara geçelim. Eserin ana karakterleri Gregor, Aksinya ve Gregor'un babası Melehov gibi duruyor ama bunlar değil ana karakter , ana karakter Don nehri zira mutluluk, sevinç, aşk, acı, keder, savaş, yaşam ve ölüme tanıklık ediyor. Ah şu Don nehrinin dili olsa da dile gelse demiyoruz çünkü yazarımız Şoholov tek kelimeyle mükemmel bir tasvir yeteneğiyle okuyucuya Don nehri gözünden tüm yaşanmışlıkları iliklerimize kadar
Edebiyat
Durgun DonMihail Şolohov · Yordam Kitap · 2018255 okunma
Hayal kırıklığı
6/10
·140 syf.··
2022 42. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 09 Ekim 2022 19:51
Severek okuduğum; Serenad, Kardeşimin Hikayesi, Huzursuzluk ve Son Ada kitaplarından sonra Balıkçı ve Oğlu kitabı benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Livaneli'den acele yazılmış, konu bütünlüğü doğru düzgün olmayan, sayfa sayısını doldurmak için kelime kalabalığı edilmiş bir eser beklemezdim. Giriş kısmı biraz sert olmuş olabilir lakin birazdan ne demek istediği dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım. Eser, Bodrum'un bir köyünde Mustafa adında bir balıkçının yaşam tarzı ve köy hayatıyla başlayıp denizde bir Afgan bebeği bulmasıyla cereyan eden olaylar etrafında kurgulanmasını anlatıyor. Kitap içeriği hakkında söyleyecek pek bir şey yok. Dünya sorunu haline gelen, hayatta kalmak için ülke ülke dolaşan ve bu uğurda ölümle yüzleşen hatta ölümlerle sonuçlanan, insanlığın kanayan yarası olan göçmen sorunu gibi evrensel bir sorunu konu alıyor yazar lakin soruna çok yüzeysel yaklaşıyor. Kitabın ana konusu Afgan bebek ve mülteciler olması gerekirken ikinci planda bu konuları, birinci planda köy halkının yaşam tarzıyla Mustafa'nın hayata olan karamsarlığını alıyor bunu da psikolojik tahlillerden uzak bir şekilde tasvirlerden tasarruf ederek ele alıyor. Mustafa diye biri var , bunun karısı var , köy halkında meczup biri var, denizde boğulan göçmenler var, şans eseri kurtulmuş bir bebek var ve bu bebek uğruna yapılan mücadele var. Buraya kadar sıkıntı yok lakin kitabın içerisine dalıyorsun Mustafa karakteri yarım, karısı eksik tahlil edilmiş, göçmen sorunu yüzeysel geçilmiş. Bir sonraki sayfada olaylar oturacak diyorsunuz ama başka sahne geliyor ve bu sahnede sizi tatmin etmiyor sonra bi bakıyorsunuz kitap bitmiş. Kısaca söylemek gerekirse 100-200 yıl öncesi olan bir olayın bir ortamda anlatılması gibi duygudan uzak bir şekilde aceleyle yazılmış
Edebiyat
Balıkçı ve OğluZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 202436,5bin okunma
Puan vermedi·432 syf.··
2022 12. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2022 21:47
Ana sen nasıl bir anasın :) Hayatı boyunca zorluklarla mücadele eden evlendiği zamanda kocasından şiddet gören, bu şiddetin vermiş olduğu içe kapanıklık ve umutsuzluk dolu bir yaşamdan sonra oğluna bağlılığı ve desteğinin gösteren ana(Pelageya) gibi ana :) Bazı yerlerde ana karakteri Maksim Gorki'nin kendi annesinde görmek isteği yanlarını kaleme almış deniliyor. Her ne denilirse denilsin ana karakteri oğluna olan inanç ve desteğin ne kadar önemli olduğunu okuyuculara vurguluyor. Eser Rusya'da fabrika işçilerinin bulunduğu bir mahallede , işçilerin yaşam tarzlarını anlatmasıyla başlıyor. Kitabın ana karakterinden biri olan Pavel annesinin(Pelageya) babası tarafından şiddete maruz kalmasını görerek büyümüş bir çocuk. Babasının ölmesi sonucu annesine karşı tutumu sert ama saygısızca değil daha sonraları kitap okumaya başlıyor. Kitap okudukça hayata olan bakış acısı değişiyor. Değişen bakış acısıyla annesine olan tutumu soğuk ama daha saygılı bir hal almaya başlıyor. Okudukça tabiri caizse adam olmaya başlıyor ve içinde bulunduğu bozuk düzeni düzeltmeye çabalıyor. Sosyalist olan Pavel, fabrika işçilerinin düşük ücret karşılığında çalışmasının haksızlığına isyan edip Sosyalist devrimini gerçekleştirmek için arkadaşlarıyla çözüm yolu arıyor ve bu yolu da silahlarla değil okumayla, kitaplarla yapmaya çalışıyor. Ana işte burada devreye giriyor. Pavel sosyalist devrimi için arkadaşlarıyla bir araya gelirken ana geçmişin vermiş olduğu içe kapanıklıktan ötürü başlarda oğlu ve arkadaşlarının ne yapmaya çalıştığının bilincinde değil tek derdi oğlunun başına bir iş gelmemesi daha sonraları ise olayları kavrayıp oğlunun en büyük destekçisi oluyor. Kitap iki bölümden oluşuyor ilk bölüm Pavel ve arkadaşlarının sosyalist devrimi gerçekleştirmek için yapmış oldukları hazırları
Edebiyat
AnaMaksim Gorki · Can Yayınları · 202534,3bin okunma
Puan vermedi·115 syf.··
2022 13. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 26 Şubat 2022 20:25
"Devlet insanlar içindir, insanlar devlet için değil." Diyor Einstain amca gayette güzel diyor. Herkes hayatının bir kesiminde Einstain ile ilgili mutlaka bir şeyler duyup okumuştur. Özellikle de ders çalışma alışkanlığı olmayan ve Türkiye'de moda olan zeki ama ders çalışmıyor denilen tüm kesim mutlaka Einstain'ın zamanında öğretmenleri tarafından ders konularında yeterlilik göstermediği örnek verilip sizde Einstain gibi olabilirsiniz mantığıyla öğrencileri gaza getirmek amacı gütmüşlerdir. Gerek bu amaç olsun gerek hayata bakış acısının farklılığı bakımından olsun Einstain'in hepimizin hayatının bir yerlerinde bulunuyor. Görelilik kuramı ile dünyaya adını duyuran Einstain zamanın Yahudi karşıtlığı yüzünden Almaya'dan göç edip ABD ye yerleşiyor. Bu kitapta bu konu dahil silahlanmanın yanlışlığından, din ve toplum kavramlarından, zorunlu askerliğin yanlış politika olduğundan , milliyetçilik akımının getirmiş olduğu yıkımdan, daha düzenli bir dünya oluşturmak için yapılması gereken şeyler gibi kendince olması gereken durumları gerek birileriyle mektuplaşarak gerek anekdotların eklenmesiyle oluşan bir eser. Bilimin yanında felsefeyle de ilgilendiği görülen Einstain'ın yalın bir dile sahip okuyucuda farkındalık oluşturduğu bir çırpıda biten güzel bir kitap olmuş.
1000k
Benim Gözümden DünyaAlbert Einstein · Alfa Yayıncılık · 20201,781 okunma