Simge

Simge
@Thimbletack
var olmanın sonuna kadar koşmalı ağaçla tanrının buluşma yerine varmalı.
En eski feminist yazılardan bazıları 18. yüzyılın ortasında İsveç'te çıktı. Orada, kadınların yasal haklarına görece liberal bir yaklaşım, yayıncı ve gazeteci Margareta Momma ve şair Hedvig Nordenflycht gibi entelektüellerin basılı feminist temaları geliştirmelerini olanaklı kıldı.
Sayfa 18
Araştırma-İnceleme
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İkinci dalga feminizminin canlılığı 1980'lerde söndü, hizipçilik ve artan muhafazakâr siyasal iklimle zayıfladı. Yine de 1980'ler siyah feminizmin ve kesişimsellik düşüncesinin -renkli kadınların karşılaştığı, beyaz, orta sınıf kadınların egemen olduğu feminizmin ele alamadığı çoklu engellerin tanınması- ortaya çıkışına tanık oldu. İlk kez 1989'da Kimberlé Crenshaw'un öne sürdüğü kesişimsellik kavramı, yalnızca ABD ve İngiltere'de değil, dünya çapında eski sömürge ülkelerinde de yankı buldu.
Sayfa 15
Araştırma-İnceleme
Charles Fourier'in ilk kez féminisme terimini kullandığı 1837'ye kadar, bir kavram olarak "feminizm" ortaya çıkmadı. Sonraki on yıllarda İngiltere'de ve ABD'de, cinsiyetler arasındaki yasal, ekonomik ve toplumsal eşitliğe ulaşmayı, cinsiyetçiliğe ve erkeklerin kadınları ezmesine son vermeyi amaçlayan bir hareketi tarif etmek için yaygın bir biçimde kullanıldı.
Araştırma-İnceleme
Son
Çocukluğunda, büyükannesinin salonunda gördüğü bir resmi hatırladı Elâ; gümüş bir tabakta üç şeftali. Bir yere konmanın, bir yerde durmanın, hareketsizliğin resmi: Natürmort. Natürmort nedir diye sormuştu? Ölü tabiat. Tabiat ölmez ki demişti Elâ. Nasıl ölmez? Yağmur yağar, çiçekler açar, kuzular meler, hani ilkbaharda ilkokul kitaplarındaki gibi. Ama basmakalıp bir el, bir tabağa üç şeftali koyarak durdurur bir şeyleri, durdurduğunu sanır, yan yana resimler asarak aynı yüzleri, aynı cümleleri, aynı alışkanlıkları, başlangıçları ve sonları yan yana, birbirlerini tekrarlayan, ama hiçbir şeye bütünleyemeyen ayrıntılarda durmadan gelişen, oluşan güçlerden korunmak için gülünç bir sığınak yapar, içine girer, bütün sığınak insanları gibi korkar. Ama titrer, dışarıda yıkılan, değişen şeylerin ona varabilecek uzantısından.
Sayfa 151
Edebiyat
Aşk da politiktir...
... Seni tek başına, bunları görmeden, duymadan, düşünmeden nasıl sevebilir, sevgimi bunlardan nasıl sıyırabilirim? Bu denize, bu güneşe, bu birbirlerinden korkan, birbirlerini suçlayan bakışların bir yerlerine seni bağlayamazsam nasıl sürer anlarımız? Seni bütün bunlardan, bu denizden, şaraplardan, horalardan, bu el uzatmayı bilen ve unutan insanlardan ayrı bir eşya gibi nasıl sevebilirim? Ben sana benzesem de, sen bana benzesen de, biz birlikte bu haksızlıktan ayrı, yabancı, kopmuş bir benzerliksek nasıl sevişebiliriz? Birbirimizin kopyasıysak yalnızca, hangi noktada başlayıp, hangi noktaya yükselir tat alışlarımız? Kendi kendini sevenlerin, kendi kendine tat verenlerin, tadın hemen ardından duydukları sıkıntılı utancı duymaz mıyız?
Sayfa 144
Edebiyat