Selim Nüzhet’ten okuduğum ikinci kitap Canvermezler Tekkesi oldu. Selim Nüzhet bu romanı, Claude Farrere’in La Maison des Hommes Vivants adlı eserinden uyarlayarak 1921 yılında ileri gazetesinde yayımlamış. Daha sonrasında 1922’de bu eser kitaplaşmış. Türk edebiyatının ilk gotik romanı olarak da değerlendirildiğini kitabın arka kapak yazısında görüyoruz.
Yukarıda ismini verdiğim Fransızca olan orijinal romana da biraz değinmek istiyorum. ‘‘Ölmez Adamların Evi’’ olarak Türkçeleştirebileceğimiz bu romanın Hamdi Varoğlu tarafından 1955 yılında bir çevirisi yapılmış. Aslında çeviriden ziyade bir uyarlama olduğu söylense de kişi ve mekân adları Fransızca bırakılmış. 1911 yılında yazılmış olan bu ‘‘La Maison des Hommes Vivants’’ adlı eser, Türkçeye ‘‘Ölmez Adamların Evi’’ adlıyla çevrilmiş. Bu kitap ilgimi çektiği için biraz Türk edebiyatındaki fantastik, gotik anlatılar üzerine araştırma yaptım. Bu da beni İletişim Yayınları’ndan çıkan ‘‘Türkçe Edebiyatta Varla Yok Arası Bir Tür Fantastik Roman (1876-1960)’’ isimli çalışmaya yöneltti. Kitapta Canvermezler Tekkesi ile ilgili hiçbir bilgi bulunmamasına şaşırmışken son bölümlere doğru Ölmez Adamların Evi çevirisi hakkında yazılanlara denk geldim. Türkçe çevirisinin yapıldığını da bu vesileyle öğrendim. Uyarlama olduğu iddia edilse de romandaki isimlerin orijinal olarak bırakılması ve romanın 1909’da geçen bir hikâyeyi ele almasına rağmen Osmanlıya hiç değinmemesi onu çeviriden fazlası yapmamıştır. Çalışmanın sahibi Pelin Aslan Ayar’a göre bu durumun sebebi de tekinsiz maceraların dışarıya, uzağa atfedilmesidir. Yazar; korkunun, yadırgatanın bizden uzaklığını gösterip okurunun kendi coğrafyasında güvende olduğu alt mesajını vermek istemiş olabilir. Bizde daha çok bilindik hikâyelerin olması sebebiyle böyle olağanüstü
Canvermezler TekkesiSelim Nüzhet Gerçek · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025514 okunma
1922 yılında İleri gazetesinde tefrika edilen Gazanfer Paşa’nın Bir İkincisi, oldukça ilginç bir kurguya sahip. Romanın adından ve kapağından da anlaşılacağı gibi Gazanfer Paşa ve ona tıpatıp benzeyen bir ikinci karakterin yaşadıkları Selim Nüzhet’in keyifli anlatımıyla veriliyor.
Gazanfer Paşa Saray’ın başhafiyesi, üst düzey bir yetkilisidir. Tüm hayatı işinden ibarettir. 30’lu yaşlarının sonundaki bu adamın tek aşkı görevidir. Kendisine korkuyla karışık bir saygı duyulur. Sert mizaçlı, herkesin itaat ettiği, başarılı bir devlet adamıdır. Tüm bunların yanında hayatını yaşayamamış, evlenmeye dahi zaman bulamamış bir görev adamıdır. Tam da yine işinin başından aşkın olduğu bir gün masasındaki sayısız jurnal ve mektuplar arasında bir tanesi dikkatini çeker. Üzerinde ‘‘hususi’’ ibaresi yazılı bu zarfın içinden çıkan mektup hayatını da değiştirecektir.
Mektup, Gazanfer Paşa’ya tıpatıp benzeyen Ahmet Şevki Efendi tarafından yazılmıştır. Paşa’ya bu benzerliği arz etmek, onunla yüz yüze görüşmek ister. Bu benzerliği faydalı bir şekilde kullanmak, Paşa’nın başından aşkın işlerinde ona bir dublör olmak teklifiyle Paşa’nın kafasını karıştırır. Ahmet Şevki, bu yolla kendi yoksul hayatını da düzeltmek, anasına daha iyi bakmak, Paşa’nın nüfuzunu da bu vesileyle kullanıp gururlanmak niyetindedir. Paşa ise bu fırsattan istifade ile işlerden başını kaldırmak, biraz olsun dinlenmek ve yaşamak niyetindedir.
Paşa’nın bu teklif karşısında aklı karışır, Paşa ne diyeceğini bilemez. Başlarda teklife soğuk baksa da sonradan aklına yatar ve asıl macera bundan sonra başlar. Bu ikili, hiç açık vermeden bu işi nasıl yapabileceklerini adım adım tasarlar. Ahmet Şevki sadece dış görünüş olarak değil, tavır ve davranışlarıyla da Paşa’yla hemen hemen aynıdır. Detaylar için çalışılır, ufak tefek