Taşların Anlattığı, bir aile dramını konu alıyor. Roman, iki çocuğu olan bir ailenin engelli olarak doğan üçüncü çocuğu üzerinden, yaşanan olayları anlatıyor. Fransız yazar Clara Dupont-Monod, romana keskin bir giriş yapmış. Eğip bükmeden anlatmak istediğini direkt vermiş: ‘‘Bir gün, bir ailede uyumsuz bir çocuk dünyaya geldi.’’
İşte bu konuşamayan, göremeyen, hareket edemeyen; sadece duyabilen ve kokuları alabilen tepkisiz bebek ailenin yaşamını değiştirir.
Romanı farklı kılan esas nokta ise anlatıcı. Romanın anlatıcısı romanın adında verilmiştir; taşlar. Olayların yaşandığı ev bir kasaba, köy evidir. Tabiatın ortasında, yakınında akan bir nehir ve karşısında kocaman bir dağ. Özellikle roman boyunca bu dağ ve nehir vurgusunu çokça görüyoruz. Romanın betimleyici unsurları dikkat çekici. İşte bu mekân içerisinde evin avlusunu oluşturan taşlar, bize olan biteni anlatır. Yeri gelir gözlem yaparlar, yeri gelir çıkarımlarda bulunurlar. Tabii görebildikleri alanın dışına çıkıldığında da anlatım devam eder. Belki bu açıdan anlatıcıyı kusurlu ve eksik bulabiliriz. Mekân değiştiğinde sanki taşlar oradaymış gibi anlatım devam eder ama anlatıcı rolündeki taşlar alelade taşlar değil, evin avlusundaki taşlardır.
Roman, üç bölümden oluşuyor: Ağabey-Kız Kardeş-Sonuncu
Aile fertlerinden özellikle kardeşlerin; bu uyumsuz, yeni doğan çocuğa olan yaklaşımını ayrı ayrı bölümlerde okuyoruz. Önce ağabeyin gözünden, sonra kız kardeşin gözünden okuduğumuz bu bölümlerde aslında bu iki kardeşin engelli küçük kardeşe olan yaklaşımının ne kadar zıt olduğunu görüyoruz. Ağabey çocuğu koruyup kollarken kız kardeş ağabeyini kıskanır ve onunla geçirdiği vaktin çocuk tarafından çalındığını düşünerek küçük çocuğa âdeta bilenir.
Ağabeyin koruyuculuğu, merhameti ile kız kardeşin ağabeyini kaybetme