"Korkuyoruz. Düşünmekten ve sevmekten korkuyoruz. İnsan olmaktan korkuyoruz. İnsan yerine bir yığın kuklalar yaratıyoruz. İnsana benzetirsek, onlara acımaktan korkuyoruz. İşin içine bir kere acıma girerse, ondan bir daha kurtulamamaktan korkuyoruz."
Refik Halid’in Memleket Hikâyeleri, toplam 18 hikâyeden oluşuyor. Hikâyelerin yazılış tarihleri 1909-1919 arası. Sadece son hikâye 1947 tarihli. Hikâyelerin yazıldığı yerlere bakınca aslında Refik Halid’in memleketin çeşitli yerlerinde yaşayan insanları anlattığını görüyoruz. Bu hikâyelerin hemen hepsini sürgüne gönderildiği yıllarda yazmış. Önce Sinop’a sürülen yazar, daha sonrasında Çorum, Ankara ve Bilecik’e gönderilir. Hikâyeler de hep buralarda yazılmış. Kitapta sürgünden önce tarihlendirilmiş hikâyeleri de var.
Kendisi edebiyatımızda gözlemci gerçekçiliğin önemli temsilcilerinden biridir. Toplumun içinden insanları anlatmayı, günlük olayları hikâyelerinde kullanmayı da çok sever. Hâliyle anlattığı gerçek olaylar ve memleket manzaraları, akıcı diliyle de birleşince kendisini Türk hikâyeciliğinde farklı bir yere koymamızı sağlıyor.
Özellikle Millî edebiyat anlayışına kadar hikâye ve romanlarımızda İstanbul’un dışına çıkıldığını görmek pek mümkün değil. Refik Halid ve yine o dönemin bazı önemli hikâyecileriyle birlikte bu algı kırılmış, hikâyelerde Anadolu mekân olarak yer bulmuş. Bunu başaran ilk yazarlardan biri olması sebebiyle Refik Halid, edebiyatımız için çok önemli bir isim.
Edebî hayatı belki Fecriâtî ile başlamıştır fakat sonrasında çok farklı bir edebiyat anlayışı benimsemiş, özellikle 1920’lerden sonra kullandığı sade, akıcı Türkçeyle edebiyatımıza yeni bir soluk getirmiştir. İstanbul Türkçesini en iyi kullanan yazarlardan biri olarak kabul edilmiştir.
Özellikle hikâyelerindeki gözlem gücü dikkat çekiyor. Gerçekçi tasvirleri, kullandığı sağlam dil onun üslubunun bence en kuvvetli yönleri. Hikâyelerinde zaman zaman anlaşılması güç kelimelerle de karşılaşmak mümkün. Onun için de yayınevi dipnotlar koymuş.
Refik Halid, sadece hikâye ve romanlarıyla