Baştan söyleyeyim, yer yer içerik bilgisi vereceğim bir inceleme olacak. Zaten daha ilk sayfaya gelmeden ‘’Teke’yi öldürdüler.’’ ifadesiyle aslında en baştan olacakları öğrenmiş oluyoruz. Bu bakımdan aklıma Marquez’in Kırmızı Pazartesi adlı romanı geldi.
Romandaki olaylarla ilgili çok fazla detay vermeyeceğim. Daha çok bu romanı neden başarılı bulduğum konusu üzerinde durup ana hatlarıyla bahsedeceğim. Roman aslında temel olarak 2 bölüme ayrılabilir. Trujillo’nun -yani Teke’nin- ölümünden öncesinde ve sonrasında yaşananlar.
Roman, Dominik Cumhuriyeti’nde 31 yıl hüküm süren ''Cumhurbaşkanı'', ‘’Diktatör’’, ''Şef'' Rafael Leonidas Trujillo Molina, namıdiğer ‘’Teke’’nin hikâyesi üzerine kurulu. 1930’dan suikasta uğradığı 30 Mayıs 1961’e kadar hüküm süren Teke’nin döneminde dönen pis işlerin hemen hepsine bu romanda yer verilmiş. Bu 31 yıllık süreçte Trujillo’nun sorumlu tutulduğu 50 bin ölümden bahsedilir. Cinayetler, işkenceler, kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklar, antlaşmalar, aklanan kara paralar, kukla yöneticiler, göstermelik demokratik hareketler, lüks içinde yaşayan, ülkenin yarısından fazlasının sahibi Trujillo ailesi… Llosa tüm bu gerçekleri kurguyla birleştirip Teke Şenliği’nde adeta bir dönemin panoramasını çizmiş.
Romanda 3 farklı pencere var. Trujillo’nun önemli yardımcılarından Senatör Agustin Cabral’in kızı Urania Cabral, Trujillo’ya suikast girişimde bulunan bir grup asker ve Trujillo’nun kendisi. 3 farklı pencere, 3 farklı anlatıcı gözünden hikâyeyi okuyoruz. Başlarda bu üçlüye sadık kalan yazar, romanın belli bir bölümünden sonra Urania’yı sona kadar devre dışı bırakıyor.
Benim romanda en fazla dikkatimi çeken, zaman ögesi oldu. Yazar zamanı öyle ustalıkla kullanmış ki okuduğum olay örgüsünü bazen bir filmmiş gibi hissettim. Urania’nın