H.G. Wells’in Dünyalar Savaşı kitabı, bilimkurgu edebiyatının mihenk taşlarından biri. 1898’de yazılmış olmasına rağmen hâlâ etkileyiciliğini koruyor. Kitap, Marslıların Dünya’yı istila etmesini konu alıyor ama aslında bundan çok daha fazlasını anlatıyor.
Öncelikle, Wells’in hikâyeyi anlatma biçimi çok sürükleyici. Her şey, ismi verilmeyen bir anlatıcının gözünden aktarılıyor ve olaylar öyle canlı tasvir ediliyor ki sanki gerçekten böyle bir işgal yaşanmış gibi hissediyorsunuz. Marslılar ilk başta yalnızca merak uyandırıyor, ama sonra yıkıcı güçlerini gösterdiklerinde insanlık için tam bir kabusa dönüşüyorlar. Wells burada sadece bir istila hikâyesi anlatmıyor; insanın doğa karşısındaki kırılganlığını, kibirli medeniyet anlayışını ve savaşın dehşetini de sorguluyor.
Kitapta bilimsel öngörüler de dikkat çekici. O dönem için oldukça yenilikçi fikirler olan lazer benzeri ısı ışınları, devasa savaş makineleri ve biyolojik savaş gibi unsurlar, günümüz bilimkurgu eserlerinin temelini oluşturmuş durumda. Özellikle Marslıların kırılganlıklarının mikroplar tarafından ortaya çıkması, doğanın her zaman bir sözü olduğu fikrini güçlendiriyor.
Ama kitabın en çarpıcı yönlerinden biri de insan psikolojisini ele alışı. İşgal sırasında insanların nasıl paniklediğini, inançlarının sarsıldığını, bazı insanların bencilliğe, bazılarının umutsuzluğa kapıldığını görmek insan doğası hakkında düşündürücü detaylar sunuyor. Özellikle anlatıcının karşılaştığı rahip ve topçu gibi karakterler, farklı insan tiplerinin kriz anındaki tepkilerini çok güzel yansıtıyor.
Eğer klasik bilimkurgu seviyorsan veya insanoğlunun kırılganlığı üzerine düşündüren bir roman arıyorsan Dünyalar Savaşı tam sana göre. Hem macera hem de felsefi sorgulamalar açısından dolu dolu bir kitap. Okuduktan sonra “Ya gerçekten
Dünyalar SavaşıH. G. Wells · İthaki Yayınları · 06bin okunma
İncelememe kitabı beğendim diyerek başlayamıyorum maalesef.Çünkü acı dolu yaşanmışlıklarla örülü bir kitap, daha çok üzüntü duydum diyebilirim.
Çocuk yaşta farklı hayaller kurarken filmlerde ,kitaplarda bile karşılaşamayacakları kadar korkunç bir hayatın içinde buluyorlar kendilerini.
Babalarının yaptığı mı daha ağırdı yoksa yaşadıkları onca işkence mi bunu hep sorguladım.Öz baba insana bunu yapabiliyorsa ; vicdanı, merhameti olmayan insanlar neler yapmaz dedim sonra.
Ve bu bizim bildiğimiz iki kız çocuğunun yaşadığı olaylar sadece. Adını , yerini hiç bilmediğimiz yerlerde nice yitip giden Zanalar ve Nadialar var.
Ben bu çocukların yaşadıklarını okurken empati bile duymaya zorlandım ama onlar bu eziyetleri parmaklarının nasırına kadar yaşadılar.
Dinin emirleri kılığında , aslında erkeklerin isteği doğrultusunda kadınlara yapılan işkenceler bir gün son bulur yeryüzünden silinir gider umarım.
Son olarak biz kadınlara istediğimiz şekilde istediğimiz hayatı yaşama hakkını veren sevgili Mustafa Kemal Atatürk’e sonsuz sevgi ve minnet duyarak incelememi bitiriyorum.
Okumanızı tavsiye ederim okuyun ve kadınların yaşadığı zorlukları görün lütfen .