Tugay yazıcı

Justine
9/10
·296 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Mart 2026 00:00
Justine en son anarşist hareketi olan Kibbutz köyüne gider. Zamanında Kibbutz’u araştırmıştım; bu romanda rastladığıma şaşırdım. Ancak yazarın, her ne kadar aşkı irdelese de, altyapıda "aşk"la bakarak sistemsel eleştiriler barındırdığını düşünüyorum. Zaten Marquis de Sade’dan yola çıkmış olması, bedenin iktidar tahakkümü üzerine kafa yorduğunu gösteriyor. Tekdüze, geleneksel ilişkilere meydan okuyup aile kavramını neredeyse hiç konu edinmemesi de aslında Kibbutz hareketi üzerine düşündüğünü gösteriyor. Bunun yanında "aşk"ı yaşamsal kesitlere yorması çok etkileyici. Hafızanın ve zamanın lineer işlemediğini, sarmal ve tekrarlı olduğunu ve romanın da böyle ilerleyeceğini zaten kitabın başında belli ediyor. İkinci kitapta kurgusal soruları büyük ihtimalle yanıtlayacak ve farklı bir bakışla seriye devam etmesi, öznelliğe – aynı zamanda Benjamin’in tarihsel öznelliğine benzer bir önem atfettiğine – işaret ediyor. "Arzuya boyun eğ ki ondan arınasın. İnsanın bütünlüğünü evrenin bütünlüğüyle denkleştirmek için biz her şeyden yararlanırız hatta hazdan, ruhun hazda kabarcıklanışından bile." Hazzı ruhsallaştırıp evrenin bütünlüğüne varma yolu olarak algılayışı, bugüne kadar hazzı salt dünyevileştiren, yasak ve kısıtlı kılan öğretilere bir itiraz olarak ele alınabilir. "Sevme derinin dilidir, cinsellikse onun yalnızca terimleridir." Dionysos’u cümlelerin arasında anan Durrell, aynı zamanda Dionysosçu bir zeminde düzene, ölçüye karşı gelmektedir. "Aşk"ın kontrolsüz var oluşu aşma hâlini bu zeminde gerçekleştirir. Durrell, düşünmenin ve hatırlamanın eylemselliğini, yeniden yaratmak olduğunu ve dünyayla kurulan aktif bir ilişki olduğunu roman boyunca sezdirir. "Düşüncelerimiz kendileri birer davranıştır" "Her düşünür ya da her düşünce evreni yeni baştan döller" cümlelerini son
JustineLawrence Durrell · Can Yayınları · 201770 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Taşların Anlattığı
Puan vermedi·120 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Clara Dupont-Monod’nun Taşların Anlattığı romanını okurken, doğayla kurduğu o sessiz ve derin bağ beni çocukluğuma sürükledi; ağaçlara tırmandığım yazlara. Çocukların büyümesine tanıklık eden taşlar dile geliyor. Fısıldıyor taşlar, çünkü gerçek olan bağırmaz. Duymak için kulağınızı soğuğa, sertliğe, dayamanız gerekiyor. Taşların anlattığı, okura ulaştığında bir yankıya dönüşüyor: içerde bir yerde çınlayan, kolay kolay dinmeyen, insanın içini yerinden eden bir yankı.
Taşların AnlattığıClara Dupont · İletişim Yayınları · 20262,535 okunma
Olay
Puan vermedi·144 syf.··
2025 21. kitabı
Žižek "Herkes Trendeki Yerini Alsın" diye başlıyor ; güncel olaylar, filmler, Budizm, Lacan, Hegel, Descartes, Marx gibi daha birçok inanışa, filozofa duraklarda uğrayarak ilerliyor. "Olay" kavramının çervesinde dört dönen Žižek "olayı" gerçekle yüzleştiğimiz bir an olarak ele alıyor. Trier'in Melankoli filminden bahsederken " Claire, gezegenin şeklinin artık tel çemberinin çerçevesinin çok ötesinde genişlediğini görünce dehşete kapılır. Bu çember, gerçekliği çevreleyen fantezi çemberidir ve Şey yarıp geçip gerçekliğe sıçradığında bir şok yaşanır... Gerçek, gerçekliği ele geçirir ve imgesini bozar." Simgesel düzenin "olayla" kırılması ve gerçekle yüzleşilir ( bu yüzleşme birçok şeyden sıyrılmış ve çıplaktır) sonrasında yeni bir anlam alanı açılır. Žižek'te nesne sabit değildir nesne olayla ilişkili bir süreçtir. Žižek böylelikle Platon'un idealar dünyasının tam tersini savunur. " Hakiki nesne sıçrama olayıdır"
Felsefe
OlaySlavoj Zizek · Monokl Yayınları · 202334 okunma
Puan vermedi·680 syf.··
2025 20. kitabı
Kitap boyunca şair Pessoa'nın bilincinin kıvrımlarında gezindiğinizi hissediyorsunuz. Bazen derinlere inip özenle kurulmuş düşüncelerle karşılaşırken bazen kaba ve yüzeysel kalabiliyor. Hayallerin öneminden bahsederken çeşitli konular üzerine okuru da hayal girdabına sokuyor.
Huzursuzluğun KitabıFernando Pessoa · Can Yayınları · 202514,5bin okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2025 5. kitabı
Harika bir kitap, harika bir sanatçı Duchamp ! Gerçi sanatçı olarak anılmak istemezdi. Duchamp 1. Dünya Savaşından sonra Dada akımının etkisiyle geleneksel sanat anlayışını reddetmiştir ve Çeşme, Bisiklet Tekerliği gibi hazır nesnelerle yaptığı eserlerle veya L.H.O.O.Q gibi Mona Lisa'ya bıyık çizerek yaptığı eserle geleneksel sanat anlayışına ve sanatçı tanımlarına ironi ve alayla karşılık vermiştir. Radikal bir "tembel eylem" cidir. Yazar Lazzarato Duchamp'ın "tembel eylem"ini Lafargue'ın "Tembellik Hakkı" eseriyle de desteklemiştir. "Amaçlanan çalışma özgürlüğü müdür yoksa çalışarak özgürlüğe kavuşmak mıdır ? " Tembellikle birlikte kimlikleri tahrip etmektedir. " üretici kimiliğini tahrip etmekle kalmaz, cinsel kimlikleri de fesheder. Netice itibariyle bizzat modernliğin antropolojisi- özne ve birey "erkek" "erkeğin" özgürlüğü ve evrenselliği- sorgulanır." Aklıma Zeynep Sayın'ın "Ölüm Terbiyesi" kitabındaki bu cümle geldi, " Hiçbir kusur, mülkiyetçilik kadar kötü değildir ve bu mülke en başta kişinin kendi başı ve kimliği dahildir." Daha önce Marx'ın damadı olan Lafargue'ın " Tembellik Hakkı" kitabını okumuştum. Sanayi ile birlikte makineleşme artıkça insanların çalışma sürelerinin kısalacağı yerde uzuyor olmasına dikkat çekiyordu. Daha çok işçi sınıfının köleleştirilmesi üzerine tembellikle karşı geliyordu. Marcel Duchamp ve İşin Reddi kitabında ise yazar Duchamp'ın sanatçının çalışmasını, sanata yüklenen özgünlük dayatmasını ve sanat piyasa ilişkisini sorguluyor. Sanat ve sanatçı tanımlarına farklı bir bakış getirirken kapitalist toplumun üç sacayağına meydan okuyor: mübadele, mülkiyet, emek. Sanatı estetik bir algılayış olarak değil bir oluş olarak ele alıyor. Çünkü estetik algılayış beğeniler, alışkanlıklar, sabitlenmiş formlar sonucunda oluşmuş olabilir. "
Marcel Duchamp ve İşin ReddiMaurizio Lazzarato · Kolektif Kitap · 201760 okunma