“Madem ayrıldığımız yere tekrar döneceğiz, ne için bunca ayrılık, bunca acı ve keder?” diye soran âdemoğluna şunu demek için var bunca yolculuk: Ancak ateşte pişer ham olan. Ancak yürüyerek anlar üzerinde gittiği yolu insan. İşte budur bunca ayrılığın nedeni. Aşk değil miydi emek? Sonsuzluğun ne demek olduğunu anlamak için maruz kaldık bunca sonsuzluğa. İnsan tatmadığı yemeğin lezzetini bilir mi? İçinde bir parçasını taşımadığı şeyi anlayabilir mi? Yıldızlara bakınca onlara dokunmak istememizin sebebi yine onlardan bir parçayı içimizde taşımamız değil mi? Habile üzülmemizin, Kabil’in korku ve endişesini, duyduğu pişmanlığı anlayabiliyor olmamızın sebebi onlarla aynı kandan gelişimiz değil mi? Bir ağacın kesilmesi üzüyorsa bizi bunun sebebi zamanında onunla kardeş olmamızdan kaynaklanmaz mı? Yüksekten atılan bir taş dahi olsa ona bakınca düşüşü hissetmemiz, içimizdeki o kasılmanın sebebi, zamanında ıssız bir dağın yamacında kendi başına oturan bir taş olmamıza kanıt değil mi?