“Çiçeklenmeler”, aşkı gösterişli sözlerle değil; bakışların arasında, yarım kalmış cümlelerde ve içten gelen suskunluklarda anlatır. Kitaptaki karakterler, sevmenin yalnızca kavuşmak olmadığını; birini düşünmenin, onun varlığıyla değişmenin de aşkın bir parçası olduğunu hissettirir. Kitap, büyük olaylardan çok küçük anların içinde filizlenen duygulara odaklanır; tıpkı bir çiçeğin fark edilmeden tomurcuklanması gibi, insan kalbinin de zamanla açıldığını gösterir. Yazar, aşkı çoğu zaman söylenmeyenlerde arar. Bir cümlenin yarım kalışı, bir pencere önünde geçirilen yalnız bir akşam ya da beklenmedik bir karşılaşma, kitabın duygusal dokusunu oluşturur. Bu yönüyle eser, kalbe yüksek sesle değil, fısıldayarak dokunur. Kitabın en etkileyici taraflarından biri, insanın yaralarıyla birlikte sevebilmesini anlatmasıdır. Bu nedenle “çiçeklenme”, yalnızca mutluluğu değil, acıdan sonra gelen olgunlaşmayı da simgeler. Umut dolu kitaplara, keyifli okumalar...