Tuġfah

Tuġfah
@Tugdemmm
Tuġde Fatih’e aşık…
Sevgilime…
Koynuna nergis kokuları saklamışsın sanki. Kalbimin hasretle kilitlenmiş odalarını aralamak isteyişim hep bundan. Boynundaki benlere uzun uzun övgüler düzesim geliyor; çünkü insan bazen bir yüzü değil, bir ömrü özlüyor. Sarılmak dindirir mi bu susuzluğu, bilmiyorum. Ama sensiz geçen her gün, burnumun direğinde ince bir sızı bırakıyor. Hayır… Ben de olmalıydım geçmişinde. Geçtiğin sokaklarda, adımlarını bıraktığın kaldırımlarda, çocukluğunun telaşında, gençliğinin toy rüzgârlarında… Saçlarının rüzgâra karıştığı o günlerde, hayatı iki avucunla kavramaya çalışırken, kalbin ilk kez sevmeyi öğrenirken, bir köşede ben de bulunmalıydım. Belki bir serçe olup omzuna konmalı, belki bir gölge olup peşinden yürümeliydim. Yaşamın yükünü birlikte sırtlanmalı, hayatın aceleci telaşına birlikte karışmalıydık.
Uzun uzadıya kalbimin ırağına yürüdüm, vardığım her yerde sen vardın. Kalbimin en derininde, en sessiz odasında oturuyorsun Öylece gülümsüyordun bana Seni özlemekle geçiyor zaman; yollarını gözlemekle, sesinin uğrayacağı ihtimal kapılarını aralık bırakmakla. Göz kapaklarım yorgun. Şafakları söke söke geçen gecelerden kirpiklerime uyku değil, bekleyiş sinmiş. Ama gönül yorgun değil. Keder değil bu. Istırap da değil. Adını koyamadığım bir sadakat belki; sana doğru kurulmuş bir iç dünya. Kol saatim… Evet…, Kol saatimsin sen. Bunu sana söylerken sen gülúmsedin. Hadi beni kol saatin olarak kayıt et her yere dedim. Bununla da yetinmem gider bir beste yaparım sana dedim Zamanı senden öğreniyorum çünkü Her anım dolu dolu seninle çoğalıyordu Omuzlarında taşıdığın yorgun dünlerin, bugüne sarkan o koca hasretin, bazen bir susuşunda,
Bunca kötülüğe rağmen, aklımı korumaya çalışıyorum. Tek tutkum okumak… Gözlerimi kanatırcasına sayfaların üzerine eğiliyor, kelimelerden kendime sığınacak bir dünya kuruyorum.
Zarifoğlu’nun rahle-i tedrisine senalar… #poetik
Gün batımlarının turuncu tufanı bile, gerçeğimizi onaran o büyük maviliğe leke düşüremiyordu. Susmak gövdelerimizin ayini olmuştu. Rüzgâr senin ağzından esiyordu, ay ışığı benim gözlerimden. Sen bir okul kalabalığını yatıştırıyordun soyunarak, ben uzun sürmüş odaların ruhsuz tenhalığını siliyordum seninle ve denizle. İkimizin de gövdesinde yoksunluğun o kekre tutukluğu; yüreğimizde bilmediğimiz insanların yaşama acısı; kendimizi sevmekle sevgimizden utanmak arasında bocalayıp duruyorduk