Farkında değil misiniz?
Hepimiz hayat boyu kendi zindanlarımızı oluşturuyor sonra oluşturduğumuz zindanlara kendimizi mahkûm ediyoruz.
En acısı da bütün emeklerimizin bu zindanı inşa etmeye gitmesi...
"Hakikat şu ki, hepimiz kendi yarattığımız zindanda yaşamaya mahkûm edildik." (s. 248)
Hiç düşündünüz mü ne için yaşıyorsunuz?
Hayatınızın en büyük amacı ne?
Bir gün çekip gittikten sonra arkanızda nasıl bir imza bırakacaksınız?
Yaptıklarınızla mı anılacak yapamadıklarınızla mı kalacaksınız?
Sorguladınız mı hiç hayatınızı?
İşte size bunu yaptıracak kitap!
Bir Aşk Masalı
Beş farklı ülke: Buz Ülkesi, Kum Ülkesi, Su Ülkesi, Rüzgar Ülkesi ve Dağ Ülkesi... Kardeşlik halinde yaşıyorlar dünyada. Her şey hiç olmadığı kadar yolunda devam ederken bu ülkenin beş farklı prensi aynı gecede aynı rüyayı görüyor ve bir sevda uğruna yola çıkıyorlar. Bu yol onların hayatlarında çok şey değiştirdiği gibi sizin hayatınızda da oldukça farklı değişimlere yol açacak...
"Anlamıyor musunuz, sizin ne meşaleye ne kandile ne de muma ihtiyacınız var. Yangın sizin yüreğinizde..." (s. 177)
Başkomiser Nevzat ile biliriz genellikle Ahmet Ümit'i. Burada bir masal ile çıkıyor karşımıza. Daha önce masal deneyimi olan, farklı türler konusunda da oldukça başarılı bir kalem Ahmet Ümit. Yine öyle bir kurgu kurmuş ki ilk sayfalardan kapılıyorsunuz kitabın büyüsüne. Bütün efsunuyla çekip alıyor içine sizi... Eserdeki prensler ile bir yolculuğa çıkıyor, onlarla aşka ulaşmaya çalışıyor, onlarla zafer kazanıyor ve yine onlarla kendi zindanlarınıza kapanıp kalıyorsunuz. Onların rüyası sizin rüyanız, onların aşkı sizin aşkınız oluyor.
Aşka ulaşmak için beş hikmetten bahşedilmiş eserde:
Kararlılık
Cesaret
Tutku
İyilik
Demlenen hatıralarımız ,
İçilmemiş umutlara götürürken
Bizleri .
Terk ediyorsun arsız gülüşünle
Öyle mi ?
Bekleyecek haramiler seni !
Beddualarla dönüş yolunda .
Ben sonsuz acılarımı
Asıyorken dar ağacında !
Mert Mesut Özsoy
Tanıştırayım sizi Martin Eden, bundan böyle hikâyesi ile artık benim en yakın arkadaşımdır. Güvenin ona tüm samimiyetimle söylüyorum bizden, içimizden birisidir o. Tanışın onunla oldukça mütevazı birisidir, yanında olun onun, asla sizi yarı yolda bırakmayacaktır, anlatın bütün derdinizi, tüm sıkıntılarına rağmen sizi dinleyecektir elinden geliyorsa yardım da edecektir ve son olarak kulak verin anlatacaklarına öyle ki anlatacakları bir haykırıştır.
Kitabın daha ilk sayfasını okurken anladım Martin Eden’i seveceğimi. Belirli bir nedeni olmaksızın ve onun hayatına harici bir göz misafiri olarak tanık olmama rağmen sevdim onu. Ah ne kadar isterdim liseden, üniversiteden veyahut iş yerimden tanıdığım reel bir birey olmasını. Kitap okumanın en güzel yanı da bu olsa gerek hiçbir zaman var olamayacağını bildiğin bir karakteri sevmek, sevebilmek.
Hikâyeye dönecek olursak Örgü, Martin’in tesadüfi bir karşılaşma sonrası sosyal statüsünü ve gücünü, eğitiminden ve zenginliğinden alan Ruth’a ilk görüşte âşık olması ile başlar. Eğitim ve zenginlik, Martin’in hikâyesi için bu noktada anahtar kelimelerdir ki Ruth’u elde etmek için öncelikle bu unsurları elde etmesi gerekecektir ve bunun içinde önünde alması gereken uzun bir yol vardır.. Yolculuk boyunca maddi olarak sıkıntılar çekecek ve yer yer bu yolda inancını da kaybedecektir fakat Ruth’a olan aşkı onun için bu yolda her daim itici bir kuvvet olmaktadır. Martin’in tek hedefi kitap yazmak ve bunun getirileri (para, ün, statü ve güç) ile Ruth’u elde etmektir. Daha sonrasında anlayacaktır ki ilk etapta Ruth için istediği para ve ün onu çok farklı bir toplumsal psikoloji sentezi yapmaya itecektir. Bir toplumun, her sınıfının ayrı ayrı profilinin çizildiği bu kitapta inanılmaz tespitler de göz önüne serilmektedir. Demek istediğim