Kajin, Ağır Roman'ı inceledi.
5 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

YAPISAL İNCELEME

    Ağır Roman

             Ağır Roman Adlı Kitabın Özeti


     Metin Kaçan’ın ilk romanı olan “Ağır Roman”, İstanbul’un varoş mahallelerinden biri olan Kolera’da Gıli Gıli Salih isimli karakterin çevresinde geçenler üzerine kurulmuş bir hikâyedir. Romanın başkarakteri olan Gıli’nin çocukluk, gençlik ve olgunluk döneminin anlatıldığı “Ağır Roman” özellikle Metin Kaçan, karakterlerinin kullandığı yerel dili anlatıcı olarak da tercih etmiştir.

     Kolera mahallesi şehrin merkezine çok yakın olmasına rağmen, kültür yapısı bakımından şehirden oldukça farklıdır. Kolera’nın kendine özgü bir yapısı bulunmaktadır. Kolera’da birçok farklı etnik gruba ait insanlar bir arada yaşamaktadırlar: Rumlar, Süryaniler ve Müslümanlar. Hikâyeye konu olan kişiler genelde esnaflık yapmaktadırlar. Demirciler, hurdacılar, tamirciler, marangozlar vb. Gıli’nin babası olan Yıkık Köprülü Ali de esnaftır. Yıllar evvel askerliğini yaptığı Kolera’ya memleketini geride bırakıp eşi ve çocuklarıyla taşınmıştır. On üç yıldır aynı dükkânda berberlik yapmaktadır. Geçen bu süre zarfında Berber Ali, Kolera’ya her açıdan uyum sağlamıştır. Sadece Kolera’nın tehlikeli yaşamıyla mücadele etmemiş, aynı zamanda renkli gece hayatına da kendini kaptırmıştır. Eşi İmine’nin, kendisinin çapkınlığına engel olmaması için şehrin çok kötü olduğunu ve dışarı çıkarsa başına birçok olayın geleceğini söyleyerek pencere kenarına bağımlı yaşamasına neden olmuştur. Gıli ve abisi Reco babalarının otoriter tavrı yüzünden çocukluklarını yaşayamamaktadırlar. Arkadaşları oyun oynarken onlar hayat mücadelesine girişmişlerdir. Gıli, babasının yanında çalışmaktadır. Abisi Reco ise sanata ilgi duymaktadır. Bu yüzden Berber Ali’den çok azar işitip dayak yemektedir.  

     Kolera’nın gecesi ve gündüzü çok farklıdır. Geceleri pek çok yasadışı olay yaşanmaktadır. Bu olaylara sebep olarak kullanılan uyuşturucuyu gösterebiliriz. Uyuşturucu kullanımı mahalleli için son derece normal bir davranış olarak göze çarpmaktadır. Hatta bu durum mahallede ölen kişiler için yapılan helvalara uyuşturucu madde karıştırmaya kadar gitmektedir

     Gıli Gıli Salih’in kendisine örnek aldığı kişi Kolera’nın kabadayılarından Arap Sado’dur. Arap Sado, zenginden alıp fakire dağıtan, hapiste, hastanede veya zor koşullarda yaşamaya çalışan düşkün, yetim ve öksüzlere yardım eden ve bu sayede mahallede itibar gören birisidir. Bir gün mahalleye dadanan yazarın yengeç herifler diye tabir ettiği birkaç kötü niyetli kişi Arap Sado’ya tuzak kurup onu öldürürler. Sado ölmeden önce namını ve her şeyini Gıli’ye bıraktığını söyler. Gıli berberlikte pek de başarılı değildir. Babası ona eğer berberlik yapmayacaksa başka bir zanaat öğrenmesi gerektiğini söyler. Geçen sürede Berber Ali, oğlunun berberlik yapamayacağına kanaat getirip, onu marangoz Mimi Usta’ya teslim eder. Orada da tutunamayan Gıli, soluğu yakın arkadaşı Tilki Orhan’ın da çalıştığı Fil Hamit’in tamirhanesinde alır. Gıli’nin arabalara karşı ayrı bir tutkusu vardır. Kısa zamanda Fil Hamit’in sayesinde zanaatında ustalaşır. Hatta Hamit Usta, bir gün onaramadığı bir araba için Gıli’den yardım dahi ister. Arabayı onarmak için tutya madeni gereklidir. Gıli bu madeni nereden bulacağını çok iyi bilmektedir. Şair Adam Mickiewicz’in heykelinin bir bacağı artık yoktur. Gıli acemi hırsız süsü vermek için heykelin bacağını eğri büğrü kesmiştir. Heykelin parçalarını eriterek arabanın çamurluğuna eklerler. Çamurluk kısa zamanda onarılmıştır. Berber Ali, her akşam Gıli’nin ellerini kir pas içinde gördüğü için onu azarlamaya devam eder. Bu azarlamalardan Gıli’nin abisi Reco da nasibini alır. Bu duruma artık dayanamayacağını hisseden Reco evi terk edip şehre gider. Berber Ali, bir gün kendisinden hoşlanan Madam Eleni’yle dükkânda perde arkasında ilişki yaşarken, eşi İmine’nin ona yemek getirmek için iş yerine girmesiyle yakayı ele verir. Karı-koca soluğu karakolda alırlar. Komiser, evrak işleriyle uğraşmanın çok zor olduğunu İmine’ye belirtip, ondan kocası Berber Ali’yi affetmesini ister. İmine kabul eder. Fakat hiçbir şey artık eskisi gibi değildir. Bu arada Gıli’de tamirhaneden ayrılıp bitirim olmayı seçer. Katiller, esrarkeşler, satırcılar ve psikopatlarla arkadaşlık kurar. Kısa zamanda manyelcilik ve aynacılık gibi kötü işlerde ustalaşır. Bitirimlik konusunda Şair Baba’dan ders alır. İki oğlu da evi terk eden İmine, saldırganlaşır. Berber Ali, eşi İmine’yi eski haline dönüştürmek için birçok yol dener fakat başarılı olamaz. Son çare olarak İmine’yi hapa alıştırır. Hap etkisini gösterir. İmine artık haplar sayesinde sürekli bir köşede uyuklamaktadır.

     Bir gün Fil Hamit’in tamirhanesinde çıraklar oksijen kaynağını kullanarak kaynak yapmaya çalışırlar. Bu çok tehlikelidir fakat bir şekilde bu işi öğrenmeleri gerekmektedir. Karpit kazanının basıncı yükselince Fil Hamit’in dükkânında patlama meydana gelir. Çıraklardan biri kaçmayı başarırken diğeri saklandığı tuvalette yanarak can verir. Gıli büyük bir kahramanlık örneği sergileyerek üst katta bulunan Tilki Orhan ve Gaftici Fethi’yi yaralı olarak, çırağı da ölü bir şekilde kucaklayarak dışarı çıkarır. Gıli artık mahallede kahramanlık mertebesine ulaşmıştır. Berber Ali’de oğlunun kahraman olmasından dolayı oldukça gururludur. Gıli, bu kurtarma operasyonu sonrasında oldukça bitkin düşüp bayılır. Uyandığında mahalleye yeni taşınan Tina’nın yatağındadır. Aralarındaki ilişki de böylece başlamış olur. Reco şehirde bir arkadaşının evinde yeni bir hayat kurmuştur. Fakat Kolera’yı en çok da Gıli’yi özlemektedir. Kolera’da her gece faili meçhul cinayetler işlenmektedir. Gıli mahalleliye katili polisten önce bulacağına dair söz verir. Eğer bulamazsa Arap Sado’dan yadigâr kalan namı ve şöhreti yerle bir olacaktır. Gıli, sevgilisi Tina’yı Fil Hamit ile yakalar. Bu arada Imine’nin durumu günden güne kötüleşmektedir. Berber Ali, İmine’nin mahallede adlarını kötüye çıkaracak bir şey yapmasından korktuğu için mahalleyi terk ederek şehrin güzide bir yerine taşınırlar. Artık namusuyla çalışmamaya karar verir ve berber dükkânında gizli gizli uyuşturucu ticareti yapmaya başlar. Eski dostu Eleni, Berber Ali’den yüz bulamayınca olayları abartarak polise anlatır. Polis, Ali’ye işkence yapar. Bu işkenceler sırasında Ali delirir ve ölür. Ancak yazar onun ölümünden doğrudan bahsetmez.

     Gıli için her şey kötü gitmektedir. Annesi çıldırmış, babası ölmüş, abisi ise uzun zamandır ortalıkta gözükmemektedir. Artık son bir işi daha kalmıştır bu hayatta. O da Kolera Canavarı da denilen mahalle halkını teker teker öldüren seri katili bulmak ve öldürmektir. Şanslı bir günündedir. Katili bulur fakat katil hiç ummadığı biri çıkar. Mahallenin tatlıcısı Taner’dir katil. Kolera Canavarının iki kulağını da keser. “Gıli Gıli” lakabı da buradan gelmektedir. Arap Sado’dan miras kalan sustalıyla bileklerini keserek intihar eder.




Bakış Açısı

Anlatıcı

Yazar gözlemci bakış açısını kullanıp olaylara bir kameraman gibi yaklaşsa da yer yer kahramanın iç sesi olarak konuşur.


Örnek: Gıli Gıli Salih

   ‘’Gıli’nin terbiyeli bakışlarını yere dikip sert bir hayale daldığı sıra, kırık şırıngaların gölgesinde büyüyen Kolera’nın çocukları, marangoz Mimi Usta’nın dükkânına doluşup tahta oyuncak yapması için yalvarmaya başladılar.’’(Sayfa 6)

Yazar her şeyi bilen, gören, sezen her yerde bulunan ilahi bir niteliktedir. Anlatıcı olarak bazen iç monolog bazen bilinç akımı yöntemlerini kullanmıştır.  

Bakış Açısı

Romanın bakış açısı gözlemci bakış açısıdır. Başkarakter Gıli Gıli Salih’i ve diğer kişileri ve olayları, nesneleri gözlemci bakış açısı ile anlatır.

  Olay örgüsü

    Roman; Gıli Gıli Salih düzleminde kurulmuş bir anlatıdır. Gıli Gıli Salih, yaşadığı yerde yani Kolera’da kendine yer edinme çabası içerisindedir. Kolera’da yaşam tehlikeli, insan hayatı ucuzdur. Her gün birilerinin öldürüldüğü, birilerinin tacize, tecavüze uğradığı, uyuşturucu madde kullanımının hat safhada olduğu bir yerdir.

   Romanda, öykü edilerek anlatım yoluna gidilmiştir. Ağırlıklı olarak Gıli Gıli Salih, Mina, Berber Ali ve Reis karakterleri üzerinde durulmuştur. Karakterlerin özellikleri gerçek hayattan izler taşımaktadır. Psikolojik sorunları olan, aileleri ve çevreleri ile ilişkileri kötü olan tipler seçilmiştir.

   Roman genel olarak, Gıli Gıli Salih karakteri çerçevesinde şekillenmektedir. Gıli Gıli Salih’in, Arap Sado’ya özenip, onun yolundan giderek kendisine saygı duyulmasını, Kolera’nın kabadayısı olmak istediğini anlatmaktadır.

  Roman Karakterleri

Gıli Gıli Salih

  Romanın başkarakteridir. Kendisine yeni bir hayat kurmaya çalışmaktadır. Arap Sado öldürüldükten sonra Kolera’nın kabadayısı olur.

Tina

 Gıli Gıli Salih’in âşık olduğu kadındır. Aynı zamanda seks işçisidir.

Berber Ali

 Gıli Gıli Salih’in babasıdır. Kolera’nın berberidir.

İmine

 Gıli Gıli Salih’i annesidir. Akıl sağlığını kaybetmiştir.

Reco

 Gıli Gıli Salih’in abisi.

Gaftici Fethi

 Kolera’daki hırsızların başıdır. Entel giyinmeyi sever.

Tilki Orhan

 Gıli Gıli Salih’in çocukluk arkadaşıdır. Eşcinseldir.

Şenol

Gıli Gıli Salih’in çocukluk arkadaşıdır.

Puma Zehra

Ayaklı gazetedir. Kolera’da olup-biten her şeyi haber veren kişidir.

Madam Eleni

Berber Ali’nin dost hayatı yaşadığı kadındır.

Fil Hamit

Gıli Gıli Salih’in ustasıdır. Araba tamircisidir.

Reis

Kolera’yı haraca bağlayan serseridir.

Mimi Usta

Marangozdur.

Tıbı

Mahallenin fakiridir. Atıyla birlikte yaşar (Şermin).

Karakterlerin çoğu kitap içinde geçer fakat bir vasfa sahip değillerdir. Erser daha çok ana karakter üzerinde durur. Romanda birçok karakterin fiziki görünüşünden ve karakterinden söz dilemez. Belirgin herhangi bir özellikleri mevcut değildir.

Zaman

    Metin Kaçan, Ağır Roman’da kesin zaman kavramlarını kullanmamıştır. Olayların geçtiği zamanı romanın içinde yer alan gerçek dünyadaki olaylardan çıkartmak mümkündür. Olay örgüsü ve anlatılan zaman örtüşmektedir.

     ‘’Ustura zamanının kapanıp jilet devrinin başlamasıyla sinirleri hayli gergin olan Berber Ali, Salih’in tamirhanedeki puştun, pezevengin yanında çalışmasına bozulup her akşam oğluna öğütler vermeye başladı.’’ (Sayfa 43)

    ‘’Gaftici Fethi, zengin semtlerin birinden arakladığı aletle mahallede gözükünce, Kolera’da günün adamı ilan edildi.’’(Sayfa 46)

    ‘’Aya gidildiğine bile inanmayan softaların televizyonu kabullenmeleri yine Fethi’nin sayesinde oldu.’’(Sayfa 47)

RIZIK VE ŞÜKÜR
Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de Bakara Sûresi’nin 172. ayetinde şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah’a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve Allah’a şükredin.” Bu ayette Allah Teâlâ (c.c.) Müslümanların, Allah’ın kendileri için yarattığı rızıklardan meşruiyet çerçevesi içinde yararlanmalarını istemiştir. Kuşkusuz rızkın sahibi Allah Teâlâ (c.c.) olduğu ve bunlardan yararlanmaya izin verdiği için O’na minnet duyup şükretmek de kulun bir görevidir. Allah’a (c.c.) kul olduğunu söyleyen her insanın, temel kulluk görevlerinden olan bu şükür borcunu da asla unutmaması gerekir. Ayette “…eğer kendisine kulluk ediyorsanız…” kaydıyla şükrü terk eden insanın kulluk bilincinden de uzaklaşmış olacağı ve O’nu unutmuş sayılacağı anlatılmaktadır. Müslüman; her zaman Allah’ı hatırlamalı, O’nun kulu olduğunu bilip ona göre davranmalı ve verdiği her türlü rızıktan dolayı, Allah’a şükretmelidir. Bu şükrünü de sözleriyle, davranışlarıyla, kalbiyle ve yaptığı bütün amelleriyle göstermelidir.

Gözde, bir alıntı ekledi.
9 saat önce · Kitabı okuyor

"Bu duyguyu yıllar önce de tatmıştım. Beni sevmeyen birine aşık olmuştum. Kendimi reddedilmiş hissediyordum; beni terk eden yalnızca o, koca dünyadaki milyonlarca insandan yalnızca biri değildi; bütün canlıları ve nesneleriyle koca dünyanın kendisiydi."

Sıfır Noktasındaki Kadın, Nevâl es-Saadavi (Sayfa 14 - Metis)Sıfır Noktasındaki Kadın, Nevâl es-Saadavi (Sayfa 14 - Metis)

"Hayatı bu kadar önemli yapan şey, bir daha gelmeyecek olmasıdır."
-Emily Dickinson (sf.35)

Ermiş, Sörfçü ve Patron; yalın, anlaşılır bir dille yazılmış bir kişisel gelişim kitabı. Robin Sharma kendi anlatımının yanı sıra ünlü bilginlerin sözlerini kullanmış. Bu sözler ile kitabı süsleyip daha bir zengin hale getirmiş. Kitabın sonuna doğru biraz sıkıldığımı söyleyebilirim. Belki bu durum daha önce, böyle bir türü okumadığımdan kaynaklanıyor olabilir. Ama yine de okunmaya değer bir kitap olduğunu düşünüyorum. Kitap, kahramanı olan Jack Valentine ile birlikte kendi içimizin derinliklerine inip, kendimizi keşfedebilme olanağı sağlıyor.

Spoiler dikkat dikkat !!! :))

Kitap, Jack'in geçirdiği bir kaza sonucu hastaneye yatırılması üzerine başlıyor. Hastanede tanıştığı gizemli oda arkadaşı Cal'ın, Jack için hazırladığı eşsiz armağan ile devam ediyor. Cal, Jack'in küçükken kendisini terk eden babası. Aslında yıllar sonra ortaya çıkan baba, oğluna belki de en büyük iyiliği yapıyor. Hayat koşuşturması içinde kendini kaybedip, yaşadığı hayattan sıkılan oğluna kendini bulması için onu üç bilgeye gönderiyor.

"Kendini tamamlamak için ne gerekiyorsa yap. İçindeki boşluğu doldur. Ve unutma, seni tamamlamaya götüren kapı dışarıya doğru değil, içeriye doğru açılır."

Jack'e kendisini bulması için yardımcı olan bilgeler; Ermiş (Mikel), Sörfçü (Moe) ve Patron (Tess)'dur. Bu bilgeler aslında hayatın içindeki insanlardır. Jack'e sırasıyla Nihai Sorular'ı sorarak kendini bulup, daha doğru bir şekilde yaşaması için yardımcı oluyorlar.
1. Bilgece yaşadım mı?
2. Gerektiği gibi sevdim mi?
3. Olağanüstü bir hizmeti nasıl verebilirim?

Kitapta beni bir hayli etkileyen, bir detaydan da söz etmek istiyorum.
"Çoğu insan zamanlarını hayatında ters giden şeyler için başkasını suçlayarak harcıyor."
"Oysa sen bir parmağın ile karşıyı gösterirken diğer üç parmak seni gösteriyor." Bu küçük ama derin detayı bu kitabı okumadan önce ne yazık ki bende bilmiyordum.

"Dünyadaki şeytanlar sadece kalplerimizde yer edenlerdir. Savaşın yapılması gereken esas yer orasıdır."
- Mahatma Gandhi (sf.77)

"...korkunun panzehirinin sevgi olduğunu aklından çıkarma." (sf.73)

Bu kitabın temelinde yer alıp onu şekillendiren en derin konu sevgiydi. Aslında korkunun değil bu hayatın en kötü duygularının panzehiridir, sevgi. Sevginin aşamayacağı yol, yıkamayacağı duvar yoktur. Bizleri hayata bağlayan en büyük nedenimizdir sevgi. Sevmek lazım; ağacı, toprağı, suyu, insanı, çocuğu, kuşu bazen de bir gülüşü...

Sevgiyle kalın. Keyifli okumalar dilerim. :))

Su Üstüne Yazı Yazmak ...Amerika'da doğan ,Amerika'da yaşayan Muhyiddin Şekur'un tasavvufla tanismasini ve bu tanisiklik sırasında Mursid'inden aldığı derslerle dönüşümünü ve manevi gelişimini konu alır .

Öncelikle ilk defa "tasavvuf" türünde bir kitapla tanışmış oldum.Şeyh-murid kavramları bana her ne kadar uzak kavramlar olsa da kitabın ruhundan ,Ramazan'ı da vesile kılarak istifade etmeye çalıştım.Sertlikten hoşlanmayan birisi olduğum için yazarın büyük büyük laflar etmeden ,ümidi soluklamasi ,şefkatle her şeye rağmen kucaklayici olması açısından ,kalbi yumuşaklık vermesi açısından değerli buldum bu eseri.Ancak bu kitabın da okunması için manevi bakımdan belli bir olgunluğa ulaşılması gerektiği kanaatini taşıyorum.Hedonist yaşam şeklinden birazcik olsun uzaklaşarak kalbimizin farkına vardigimiz,kalbilestigimiz şu günlerde, kitabın olay orgusunun de Ramazan'a denk gelmesi müthiş bir tevafuk oldu benim açımdan.Sufizm ile yazarın kendi marifet ufkuna göre kulluk derinliğine ,arayışına ,pismanliklarina şahit olacaksınız.Kitapta altını çizdiğim ,hayatta motto olabilecek o kadar yer oldu ki zaman zaman bu kaynağa basvurup yudumlamak istiyorum .


Nasıl ki yaşamın içinde her şeyin bir hikmeti ,kalbi hatirati var ise başımıza gelen musibetlerin ,gelişmelerin de enfusi dairemizde bir karşılığı vardır.Ancak dünyayı tamamen kalbimizde taht kurdurdugumuz için biz bunu yorumlamaktan veya bir hikmetinin olduğunu yormaktan çekiniriz .Bağlı olduklarimizla ayrılmak, bagliligimizin şiddeti nispetinde acı verdiği için gerçeklerle yüzleşmek de nefsimize ağır gelebiliyor.Oysaki gözümüzü perdeleyen dünyayı terk etmeyi basarabilirsek,"dünyalı " olmaktan bir nebze vazgecebilirsek şayet "Mahlukatin soluklari sayisinca Allah'a giden yollar var!" dusturunca her durakta nefes alıp kalbimize dönüş yapabilir ,bakışlarımızı O'na odaklayabiliriz .


Kitaptaki beni çok etkileyen hazinedar Ayaz'in satılacak bir köle durumundayken hazinedarliga yukselisinin kalbinde makes bulmamasi için eskiden sahip olduğu fakirlik kıyafetini giyerek aynaya bakıp öz kimliğini kendisine hatırlatması ,bir hiç olduğunu ,acziyetini kabul etmesi; hayatı kral gibi yaşayıp kendi iktidarimizi sürdürmeye çalışan bizlere kendi Sultan'imizin huzurunda nasıl durmamiz gerektigiyle ,kalbimizin hazinedarina karşı nasıl bir duruş sergilememizle alakalı kulaklara küpe olması gereken ders niteligindeydi.

En çok aslında kendimizi ihmal ediyoruz.Kendimizden vazgeciyoruz.Kulluktan yana yorgunluk yaşıyoruz.Muslumanliga çok avamca yaklaşıp ,kendi kalbimizde siglastiriyoruz.Ibadetlerimizde bile bıkkınlık var maalesef. Kırılacak cam parçalarına elmas fiyatı vererek "ebed" için yaratilisimizi çok ucuza satıyoruz.Ibadetler şeker şerbet yudumlar gibi zevk vermiyor bizlere.Neden duymuyoruz ?Neden heyecan yok ?Oysaki gülücükler saçan,gözümüzü boyayan makyajlı dünya kime ait olmuş ki ? Gerçekten kalbimizin ve ruhumuzun bakıma ihtiyacı var.Seklimizi semalimizi varlık aynasında seyretmeye ,yaralarimizin,kiriklarimizin Kudret eliyle nasıl sarıldığını gozlemlemeye ihtiyacımız var.Hayatımızda rahmetin tecellerinin izini sürüp kitaptaki gibi teslimiyet zor da olsa Sanatkarimizin bize bicmis olduğu değeri biçmek için kendi sigligimizdan kurtulmamiz gerekiyor.Her şeyden ziyade kalbimize karşı saygılı olmak mecburiyetindeyiz.


Hallaci Mansur'un "Aramızda tek bir perde var Ya Rabbi .O da benim.N'olur benden ben'imi al" dediği gibi içimizde köpürüp duran ,bitmek bilmeyen arzu kuyularimizda bogulmamak için "terk" şart .Neyi terk peki ? Rabbimizle muhabbetimize mani olan her ne ise ...Makam mi,evlat mı,para mı,villa mi ? Herkes bagimliliklarini ve zaafını çok iyi bilir emin olun.Neleri gözümüz kapalı ağrısız sancisiz bir şekilde,gölgesine kanıp aslına,faniligine aldanıp ebedi bir dünyaya nimet icre nimetleri oburca sadece burada tuketip feda ettik ?!!!

Oysaki sürekli suçu isnat ettiğimiz,hatalarımızı yukledigimiz içimizde ayrı bir varlık varmis gibi düşündüğümüz nefsimiz ,nefes anlamına gelen nefsimiz, yerine göre sinirlarimizi astigimizda "el freni" misali hayra teşvik edip kötülükten de alikoyarak nurani bir helozonla hayat ufleyebiliyordu bizlere !!!

Yine yazar en güzel saflastiricinin "ateş" olduğuna dikkatleri çekip ,iç derinligimizde yaşayacağımız varoluş sancimizin ,izdirabimizin kim bilir pismanliklarimizin bizi Vadedilen Yer'e goturebileceginin söylüyor.Hz.Meryem validemizi bir hurma ağacına yaslanmaya sevk eden doğum sancısı,Hazreti Yakub’un gözlerine perde indiren hasret,Hz.Eyyub'a(as)“Ya Rabbi, zarar bana dokundu, Sen Erhamü’r Rahimim’sin.” dedirten hastalık ne ise bizlere de derinlik
kazandıracak,yakinlastiracak hüzün ağrısı da odur .Yeter ki bizler de Hz.Musa(as)'daki gibi "Ateş elde etmek için gitti öyle bir ateş gördü ki ateşten vazgeçti " teslimiyetinin zerresi bile olsa eşyanın bağrında saklı hikmetlerin hadiseler calkalandikca açığa çıktığına canı gönülden tereddüt etmeden inanalım.O zaman sancilarimiz bizde bir manevi doğuma,amudi yükselişe dönüşebilir belki.Rabbimiz sabrettiklerimize mukabil bize burada tattirdigi leziz nimetleri ilahi ikram olarak ahirette de tattirir İnş.


Ve işte o zaman tüm kırık ve yıkık yüreğimizle saraylara bile degisemeyecegimiz hüzün kulubemizle bizi birakmayan ,hatirimizi gören Rabbimiz bizlere ne harikuladelikler sunacaktir.Hatta bir adım daha yukarı çıkıp tüm bu harikuladeliklere “Değildir bu bana lâyık, bu bende; bana bu lütf ile ihsan nedendir! sırrıyla "Ben istenmesi gerekli olan şeylerin en büyüğünü istemiştim. Ben Seni istemiştim. Sen benim ol, başka hiçbir şeyim olmasa da olur. Çünkü ancak Seni bulursam her şeyi bulmuş, Seni kaybedersem işte o zaman her şeyi kaybetmiş olurum kulluk suuruyla dopdolu yasayabilsek.Ahh ...Uyuklamaya ve uyusukluga sürekli meyyal nefsim, ahh nefsimi yanlis yonlerde kullanan gayretsiz heyecansiz iradem !!! Rabbim emanetini kabzetmek zamanına kadar bizleri emanetinde emin eylesin.Aklı midesine,kalbi nefsine,ruhu cesedine hakim olan kullarından eylesin .

Bu kitapla tanismama vesile olan ,sayelerinde ilk defa tasavvuf konusunda az çok bilgi sahibi olabildiğim Eylül Türk Hanım ve Derya (Bahir) DENİZ'ya çok teşekkür ederim.


Keyifli okumalar ...

Nisanur, bir alıntı ekledi.
11 saat önce · Kitabı okuyor

Erkeklerin her zaman kendilerine göre nedenleri vardır, diye cevapladı öteki. Ama sonunda kadınları terk eden hep onlar olur.

Piedra Irmağı'nın Kıyısında Oturdum Ağladım, Paulo Coelho (Sayfa 139)Piedra Irmağı'nın Kıyısında Oturdum Ağladım, Paulo Coelho (Sayfa 139)
hltsevim, Yaralı Bilinç'i inceledi.
15 saat önce · Kitabı okudu · 9 günde · 4/10 puan

Kitabın Yorumu

İran asıllı felsefeci Daryush Shayegan’ın “Yaralı Bilinç” adlı kitabı; geleneksel (doğu) toplumların, moderniteye (batıya) yaklaşımlarındaki çarpıklıkların, felsefi ve teorik düzlemde ele alındığı bir denemedir.

1935 doğumlu olan ve bu yılın (2018) Mart ayında İran’da vefat eden yazar, Tahran üniversitesinde Hint dili ve felsefe dersleri verirken, 1979 İran Devrimi üzerine ülkesinden ayrılarak Paris’e yerleşmiş, 1991’de yine İran’a dönmüş ve Doğu-Batı medeniyetleri üzerine çalışmalarına ülkesinde devam etmiştir. Yazarın; kitaplarından ikisi “Yaralı Bilinç” ve “Melez Bilinç” isimleriyle Türkçeye çevrilmiştir.

“Yaralı Bilinç”; ağır bir dile, soyut ve felsefi anlatım tarzına sahip, zor bir metindir. Uzun cümlelerle fakat etkileyici olarak anlatılan konular, okurdan batı düşünce tarihi ve felsefe alanlarında belirli bir alt yapı da istiyor.

Yazar, kitabında;
- En bariz özelliği eleştirel düşünme tarzı olan Batı medeniyetinin, modernliğin tek adresi olduğu,
- Modernliğe ayak uyduramayan (İslam medeniyeti, İran, Hint, Çin veya batı dışı herhangi bir medeniyet) medeniyetlerin, batının yaşadığı tarihi süreci (aydınlanma çağını) yaşamadığını, bu nedenle; geri kalan medeniyetlerin batıyla ilişkilerinde her düzlemde (yaşam tarzı, teknoloji, eğitim, fikir, sanat, bilim vb.) kaçınılmaz olarak binlerce çarpıklık görüldüğü,
- 200 yıllık batılılaşma gayretlerinin batının sadece teknolojisini veya gelişmiş imkânlarını hedeflemesi nedeniyle yüzeysel olduğu,
- Modern olabilmek için; batının eleştirel aklı önceleyen mantığının, felsefesinin, fikirlerinin kabulü gerektiği,
- Bütün bunlar için de; geleneksel inanç, fikir ve eylemlere yönelik radikal eleştirinin şart olduğu, tezlerini savunmaktadır.

Anlatımları, felsefi ve soyuttur. Verilen somut örnekler; öncelikle İran, bazen de Hint Medeniyeti ve İslam ülkelerindendir. Birkaç yerde de, Osmanlı’da ve Tanzimat Dönemi’ndeki batılılaşma gayretlerinden bahsedilmektedir.

Öncelikle, kitabın; 1980’lerdeki dünyaya bakışı yansıttığını, yani son 30 yılda artan modernleşme ve hızlanan küreselleşmeyi kapsamadığını belirtmemiz gerekiyor. Bu nedenle, kitaptaki bazı tespitlerin günceli yansıtmadığı (1940’lı, 1950’li yılları anımsattığı), geçen zamanın ise kitaptaki öngörüleri doğrulamadığı görülüyor. Yazarın 1979 Devrimi sonucu ülkeyi terk etmesi; örneklerin çoğunun İran’dan verilmesini ve eleştirilerinin sertliğini de açıklıyor gibi.

“Yaralı Bilinç”te pozitivist bir köktencilikle konulara yaklaşan SHAYEGAN’ın; son yıllarda, geleneği reddeden keskin fikirlerinde belirli bir yumuşama olduğu anlaşılıyor. Bu kapsamda; İran’ın büyük yazarlarını batıya ve batının yazarlarını da İran’a tanıtan çalışmalarda bulunduğu biliniyor. Nitekim 04 Aralık 2008’de verdiği bir röportajında da; İran başta olmak üzere Arap ülkelerinden ümitli olduğunu ifade ediyor ve geleneksel yaklaşımları dışlamıyor.
Kitap; Batı’yı değişmeyen sabit bir değer olarak kabulü, modernliğin gelişmesi için doğuda bir aydınlanma çağının gerekliliği fikri, eleştirel mantığı esas alan Marksizm’i kapsam dışı bırakan yaklaşımı, İran’daki Ali Şeriati, Mutahhari gibi muhalif entelektüelleri hafife alması ve birçok ülkedeki modernleşme gayretlerini yüzeyselliğe mahkûm etmesi gibi tartışmaya açık birçok konu barındırıyor.
Bir yanıyla da Yazar; Doğunun modernleşme yolundaki samimiyetsiz veya temelsiz hallerini de çok iyi betimliyor. Okurken, “Evet bu tespite aynen katılıyorum, diyorsunuz”. Etkileyen ve okuru sorgulamaya yönlendiren cümleler sıkça karşınıza çıkabiliyor. Etkileyici tespitlere rağmen, yine de; teşhis ve çözüm yollarının irdelenmemesi, kitabı felsefi bir boşlukta asılı bırakıyor. Coğrafyanın, tarihin, siyaset biliminin, sosyolojinin toplumlara olan etkisinin yok sayılması ise; kitabın bilimsel objektifliğe değil, tepkiselliğe dayandığını düşündürüyor.
Sonuç olarak; Prof. Daryush Shayegan’ın “Yaralı Bilinç” adlı kitabı; “Batı’ya ulaşmaya çalışırken Doğu’nun karşılaştığı açmazların ve derin çukurların" felsefi olarak anlatıldığı, geleneğin bütün unsurlarının pozitivist bir yaklaşımla tümden eleştirildiği bir denemedir. Doğu - Batı ilişkileri üzerine çalışanların inceleyebileceği bir kitaptır.

Tubarsln, bir alıntı ekledi.
17 saat önce · Kitabı okuyor · Beğendi

İbadeti terk eden, mevcudatın ibadetini görmez ve göremez, belki de inkar eder.

Asa-yı Musa, Bediüzzaman Said NursîAsa-yı Musa, Bediüzzaman Said Nursî

Titanic gemisi gibiyiz: Gemi batarken bile odasını terk etmek istemeyen huysuz bir kaptan. Geminin battığını herkese duyurmak için çırpınan yolcular. Ve gemi batarken bile her şey normalmiş gibi çalmaya devam eden orkestra...