Tutku Sude

Tutku Sude
@TutkuSude
İstediğim olacak, çünkü neden olmasın?
Puan vermedi·77 syf.··
2026 23. kitabı
Bu kitap bende bir öğüt kitabı gibi değil, yıllar öncesinden bugüne ulaşan sert ama dürüst bir ses gibi yankılandı. Seneca ‘nın anlattıkları iki bin yıl öncesine ait olsa da, insanın zamanı harcama biçimi, kalabalığın peşinden gitmesi, yarına güvenip bugünü tüketmesi konusunda söyledikleri hâlâ şaşırtıcı derecede güncel. Kitap boyunca mutluluğun dışarıda değil insanın kendi içinde aranması gerektiğini, çoğunluğun peşinden gitmenin insanı çoğu zaman kendi hayatından uzaklaştırdığını anlatıyor. Özellikle şu cümle kitabın temel düşüncesini çok iyi özetliyor: “Yaşam, değerlendirmeyi bilirsen, uzundur.” Seneca ‘nın en çok etkilendiğim yanı, insanı rahatsız etmekten çekinmemesi oldu. Zamanı nasıl hoyratça harcadığımızı yüzümüze vuruyor: “İnsanlar mallarını başkasının almasına katlanamaz… buna karşın yaşamlarına başkalarının karışmasına izin verirler.” Bir başka yerde ise insanın ölümlülüğü unutma eğilimini çarpıcı bir şekilde anlatıyor: “Sonsuza dek yaşayacak gibi yaşıyorsunuz, zayıflığınız aklınıza hiç gelmiyor…” Kitapta altını çizilesi o kadar çok bölüm vardı ki bazı sayfalarda ilerlemek istemedim. Özellikle şu satırlar uzun süre aklımda kaldı: “En büyük yaşam engeli, yarına dayanıp bugünü tüketen beklentidir.” ve “Yaşamayı tüm ömür boyu öğrenmek gerek, belki seni daha çok şaşırtacak ama ölmeyi de ömür boyu öğrenmek gerek.” Seneca ‘nın dili sade ama düşünceleri ağır. Bazı cümleler birkaç saniyede okunuyor fakat insanın zihninde saatlerce kalıyor. Kitabı bitirdiğimde yeni şeyler öğrenmiş olmaktan çok, zaten bildiğim ama sürekli ertelediğim gerçeklerle yeniden karşılaşmış gibi hissettim. Bazı kitaplar okunur ve biter. Bazıları ise dönüp dönüp hatırlanır. Mutlu Yaşam Üzerine – Yaşamın Kısalığı Üzerine benim için ikinci gruba giren kitaplardan biri oldu. Özellikle zamanın
İnceleme
Mutlu Yaşam Üzerine – Yaşamın Kısalığı ÜzerineSeneca · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202514,6bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
10/10
·328 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
Bu kitap bende bir roman gibi değil, yıllarca kapanmamış bir yaranın iç sesi gibi kaldı. Okurken sürekli şunu düşündüm: Bazı insanlar annelerini kaybetmeden önce kaybeder. Aynı evrende yaşamaya devam ederler ama aradaki bağ sessizce kopar. Annem Öldü mü tam da o kopuşun, o eksikliğin, o geri dönüp anlamaya çalışma çabasının kitabı. Anlatıcı otuz yıl sonra annesinin yaşadığı yere dönüyor. Görünürde bir yolculuk bu, ama aslında geçmişe, kırgınlıklara, suçluluk duygusuna ve çocukluğun hiç kapanmayan hesaplarına yapılan bir dönüş. Kitap boyunca annelik, evlatlık, terk edilmek, affetmek ve hatırlamak üzerine düşünürken insan ister istemez kendi hayatına da dönüp bakıyor. En çok etkilendiğim yanlarından biri, yazarın hiçbir şeyi kesin cevaplara bağlamaması oldu. Çünkü bazı soruların cevabı gerçekten yok: “Annem kızının kaybını çoktan kabullenmiştir. Yaşlılık günlerinin tadını çıkaracaktır. Peki ben neden anne kaybını kabullenemiyorum?” Bir başka yerde ise bütün kitabın ruhunu özetleyen şu cümle çıktı karşıma: “Aramak için geri döndüm, arayan bulur, ama aradığını değil.” Kitap boyunca anne ile kız arasındaki ilişkinin ne kadar karmaşık, ne kadar yaralayıcı ama aynı zamanda ne kadar vazgeçilmez olabileceğini görüyoruz. Özellikle şu satırlar uzun süre aklımda kaldı: “Annem içimde öldü, ama arada sırada kıpırdandığı oluyor.” Ve belki de kitabın en vurucu düşüncelerinden biri: “Hepimiz annelerimizi içimizde bir delik gibi taşırız.” Dili sakin ama duygusu çok güçlü. Gösterişli cümlelerle değil, insanın içine işleyen düşüncelerle ilerliyor. Kitabı bitirdiğimde içimde büyük olaylardan kalan bir etki değil, uzun zamandır konuşulmayan bir konunun sessiz ağırlığı kaldı. Bazı kitaplar gözyaşı döktürür, bazıları düşündürür.
İnceleme
Annem Öldü müVigdis Hjorth · Siren Yayınları · 20251,804 okunma
Puan vermedi·77 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 01:28
Bu kitabı okurken bazen yıllar önce yazılmış bir metnin bugün hâlâ bu kadar tanıdık gelmesine şaşırıyorum. Kadınlar Mektebi’de benim için tam olarak böyle bir okuma oldu. Mizahi bir dille ilerlese de altında kıskançlık, güç, evlilik, kadın-erkek ilişkileri ve toplumun kadına bakışı üzerine oldukça sert bir eleştiri barındırıyor. Kitap boyunca Arnolphe’un kadınlara dair düşünceleri dikkat çekiciydi: ”…, fakat kadında akıl hayra alâmet değildir.” “Tanrı göstermesin, ben öyle kafası çalışanına dünyada yanaşmam; eli kalem tutan kadın, gereğinden fazlasını bilir.” “O kadar ki, kadının aptal ve çirkin olmasına razıyım da çok güzel ve çok akıllı olmasına razı değilim.” Özellikle Agnès’e verdiği uzun öğütlerde dönemin kadın anlayışı bütün açıklığıyla ortaya çıkıyor. Kadının itaat etmesi gerektiğini savunan bu bakış açısı bugün okurken hem düşündürüyor hem de yer yer insanı şaşırtıyor. Buna karşılık oyunda aşkın dönüştürücü tarafı da sık sık karşımıza çıkıyor: “Aşk büyük bir hoca doğrusu, insana ömründe yapmadığı şeyleri yapmayı öğretiyor.” “Aşk, onu saran karanlıkları dağıtmaya başladı.” Horace’ın gençliği ve heyecanı ile Arnolphe’un korkuları arasında güzel bir karşıtlık kurulmuş. Arnolphe’un kıskançlığı ve kontrol etme arzusu ilerledikçe trajikomik bir hâl alıyor: “Fakat sevdiğini kaybetmek insana çok acı geliyor.” “Benim emeklerime, iyiliklerime, şefkatime ihanet etti. Fakat bu haince hareketinden sonra bile onu seviyorum, aşkından vazgeçemiyorum. Kitapta en dikkatimi çeken bölümlerden biri de Chrysalde’ın evlilik ve sadakat üzerine yaptığı konuşmalardı. Özellikle şu söz uzun süre aklımda kaldı: “Niçin bir insan evlenince, alnının ak veya kara olması aldığı kadının elinde olsun?” Ve elbette: __“fakat unutmayın ki bir insan boynuz
İnceleme
Kadınlar MektebiMolière · İş Bankası Kültür Yayınları · 20242,300 okunma
10/10
·132 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 16:45
Bu kitapta beni en çok etkileyen şey olaylardan çok, bir insanın hayata karşı yavaş yavaş tükenen direncini izlemek oldu. Okurken bir karakterin başından geçenleri değil, yılların yükünü omuzlarında taşıyan bir adamın iç dünyasını dinliyormuş gibi hissettim. Daha ilk sayfalarda karşıma çıkan şu cümle kitabın tonunu belirledi: “Yalnız olmak kötü fakat insanlara karışmak daha da kötü.” Bay Hiç Kimse ne yalnızlığıyla barışabilmiş ne de insanlarla kurduğu ilişkilerde huzur bulabilmiş biri. Bu yüzden kitap boyunca onun geçmişiyle, pişmanlıklarıyla ve hayata karşı duyduğu kırgınlıkla birlikte yol alıyoruz. Kitapta sık sık kader, yaşlılık ve hayatta kalma mücadelesi üzerine düşüncelerle karşılaşıyoruz: “Kader herkesi mağlup eder.” “Hayat her zaman çıkmazlarla doludur.” Bu sözler karamsar görünse de aslında anlatıcının yaşadıklarının doğal bir sonucu gibi duruyor. Çünkü hayat ona çoğu zaman cömert davranmamış. En çok etkilendiğim bölümlerden biri ise yoksulluk ve insan onuru üzerine söyledikleriydi: “Açken saygınlığın hiçbir anlamı yoktur.” Bu satırlarda insanın teorilerden, ideallerden ve gururdan önce yaşamak zorunda olduğunu çok net hissediyorsunuz. Aşk üzerine söyledikleri de en az hayat kadar sert: “Farkındalık eziyettir, çaresizce sevmek ise çifte eziyettir.” “Aşk her derde deva değildi.” Bu yüzden kitap bir aşk hikâyesinden çok, kaybedenlerin ve hayata tutunmaya çalışanların hikâyesi gibi geldi bana.
İnceleme
Bay Hiç Kimsenin KayboluşuAhmed Taibaoui · Livera Yayınevi · 202554 okunma
10/10
·83 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 21:27
Ahmet Telli ’nin dili çok tanıdık bir yerden konuşuyor insana. Hüznün İsyan Olur ’da en sevdiğim şey buydu sanırım; şiirler uzak ya da kapalı hissettirmedi. Hüzün, özlem, kırgınlık, yalnızlık… Hepsi çok sade ama etkili bir şekilde geçmiş dizelere. Bazı şiirlerde insan sadece bir dizeyle bile durup uzun uzun düşünüyor. Özellikle o melankolik ama direnen tonu kitabın geneline yayılmış gibiydi. Şiirler karamsar değil; daha çok insanın içini sessizce yoklayan bir yerde duruyor.
İnceleme
Hüznün İsyan OlurAhmet Telli · Everest Yayınları · 20192,352 okunma