Kışın ilk günlerinde mevsimin ilk karı yağdıktan sonra dışarı çıkın. Üzeri ince bir buz tabakası ile kaplı bir gölet bulun. Buz tabakası henüz yeni ve cam kadar berrak olsun. Kıyıya yakınken buz ağırlığınızı rahatça taşıyacaktır. Biraz açılın. Biraz daha. Sonunda buzun ağırlığınızı ucu ucuna taşıdığı bir noktaya varacaksınız. İşte orada kendinizi benim hissettiğim gibi hissedersiniz. Buz ayaklarınızın altında çatırdamaya başlar. Aşağı baktığınızda beyaz çatlakların karmakarışık bir örümcek ağı gibi her yöne doğru yayıldığını görürsünüz. En ufak bir ses yoktur, ama ani ve sert titreşimleri tabanlarınızda duyabilirsiniz.
İşte Denna gülümseyince bana da öyle oldu. Ayaklarımın altında dağılmak üzere olan kırılgan bir buz tabakasında duruyormuş gibi hissettiğimi kastetmiyorum. Hayır. Buzun ta kendisi gibiydim. Çatırdıyor, Denna'nın bana dokunduğu yerden etrafa çatlaklar yayıyordum.
Meclis’te muhalefet olmasını özellikle teşvik ediyordu.
“Meclis’i oyun olsun diye mi kurduk? Bilakis, fikir ve kanaatleri açıkça söylesinler diye kurduk, elbette tenkit edecekler, tenkit de vazifedir, niçin sinirleniyorsunuz, yoksa kendinizden emin değil misiniz, icraatınızda müdafaa edemeyeceğiniz noktalar mı var?” diyordu.
Türk askeri bu kez daha kararlıdır. Süngüsü olmayanlar tüfeğinin dipçiği, küreği, çıplak yumruğu ile dövüşürler. Mesela 3. Alayın 3. Tabur'unun bütün bölük komutanları şehit düşer.