…
bir çalıştığım oda var üç pencereli, bir arka yol, bir gökyüzü, göre göre önce sevdiğim sonra alıştığım sonra ezberlediğim artık kurtulduğum ağır aksak gökyüzü, her gün her sabah bir su kadar kusun, adamın, uçağın, yağmurun yunup arındığı gökyüzü, bir de geceye karışmaya başlayan tek tük ışıklı, ama nasıl sıcak ışıklı tanıdık evler, zekeriya bey'in evi, suheyla doğrusöz'un evi, ali özacar'ın bakkal dükkanı, temiz iş kolacısı süleyman, sonra kendi evim, yatağım, yorganım, çorbalar
gidiyorum geliyorum dünyayı bu kadarcık belliyorum halbuki ben ne hinoğlu hinim aslında, iyice biliyorum, açlıklar, inadına kanlar, çıngıraklar, dövüşken horozlar var, ormanlarda zaman zaman unuttuğumuz haydutlar, enginar tarlaları, pamuk tarlaları, ırgatlar, sekiz yüz kadem derinliğinde kömür arayanlar, zorlu aşklar, buğdaylar buğdaylar, ilaçlar ilaçlar
halbuki biliyorum biliyorum ama ne ben yokum ne onlar eksik aksamları eve hep arka sokaklardan dönüyorum
biraz bıkkın, bir parça kırık, korkunç umutsuz ve sakin eve geliyorum seni buluyorum bir seviniyorum bir kızıyorum sonra biliyorsun.”