Kalbim çiçeklendi. Yaşam benden vazgeçmemiş, bana yeni bir sevme ihtimali yollamıştı. Yeni bir sevme, sevilme ihtimali. Lekesiz, ellenmemiş, yorulmamış bir ihtimal. Basılmamış kar. Girilmemiş bahçe. Kaçırmadığım, henüz kaçırmadığım bir tren.
Hayatın bozmayı unuttuğu ya da ne yapsa bozamadığı insanlar vardı hâlâ. Dünya arkalarında yıkılırken onlar kurbağalar gibi nilüfer yapraklarından seke seke sakince uzaklaşıyorlardı enkazdan, toz duman bulaşmıyordu onlara. Bir tezgâhın arkasına saklanıyorlardı mesela. Orada ormandan topladıkları kabuklar, tohumlar, otlar, yapraklarla müthiş broşlar yapıp üç paraya satıyorlardı. Elma kasasının üzerine kumaş örtüler seriyorlardı yemeklerini yemeden önce. Kalabalığın içinde, kalabalığa rağmen görüyorlardı sizi, yanınızdan geçip duran kör sağır güruha tezat, sizi görüyor, bir derdiniz var, hemen biliyorlardı. Beklenmedik iyilikleriyle insanın aklına "Karşılığında kesin bir şey isteyecekler" kuşkusunu düşürmüyorlardı. Olağan halleri buydu. Yaşıyorlardı bu hayatı. Yollarına çıkanı katıyorlardı yanlarına. Su gibi akıyorlardı tümseklerin arasından, çukurların içinden, yokuşlardan aşağı. Görür görmez anlıyordun, senin inceliklerinin karşılığı var onlarda, yerlere saçılmıyordu onlara sunduğun tatlılıklar, ziyan olmuyor, ıskalanmıyordu, ki senin hiç alışık olduğun bir şey değildi bu. Ama işte o kısa çarpışmalar da bir şey oluyordu, dünya içinde dünyalar beliriyor, iki kişilik, üç kişilik adacıklar oluşuyordu anında ve sen birden, yeniden nefes almaya başlıyordun.
Unutmayın, ayrılık itibaridir. Uzaklık itibaridir. İkilik, çokluk itibaridir. Bütün ayrı ayrı görünen bu köyler aynı dedenin uşaklarıdır. Yer daralınca insanlar hayatın gereği olarak ayrılırlar, yeni yollar, yeni yurtlar tutarlar. Lakin ayaklarına bir taş değse hemen bir araya gelirler. Bir olurlar. Bir düğünde, bir cenazede fark edersiniz bunu. Niçin?.. Çünkü muhabbet vardır aralarında. Muhabbet ayrılığın itibari olduğunun en önemli işaretidir.
1970'li yılların son senelerinde Kânûnî Sultan Süleyman'ın vezirlerinden Lutfi Paşa'nın Asafnâme'si ile Koçi Bey Risâlesi üzerinde çok durmuştu. Bilhassa Dördüncü Sultan Murad ve Sultan Ibrahim'e, devletin islâhı için lâyiha veren Koçi Bey'in yazılarına dikkatimizi çekmişti.