İnsan burada büyük denizler üzerine düşler kuramaz
İnsan burada ışıklı çarşıların masalını duyamaz
Bulutlardan başka bir şeyin hareket etmediği
Bu esmer, bu yılgın, bu sağır düzlükte
Silinir her gün biraz daha yaşamla ölüm arasındaki çizgi.
Rüzgâr bir uzun ağıttır boşluğu dillendiren
Öfke toprak kadar katı, sevinç sararan otlar ömründe
Bir akışsız sudur sevgi kendi kendini yıkan
İnsanlar burada aç kalır, yalnız ölür, türküsüz soluyamaz...
Niye bu kan, bu kin, bu öfke, bu nefret, ey geçmişinden, deneyimlerinden hiçbir ders çıkarmayan, hemencecik çılgınlığın ve şiddetin cazibesine kapılan, "hep ben hep biz" diyen unutkan insanoğlu?
Anlatımının bir yerinde, farklı bir kenti anlatırken Polo şöyle der: "Kentler vardır, yıllarla ve değişerek arzuyu biçimlemeyi sürdürürler, kentler vardır, ya arzularca silinir ya da arzuları siler, yok ederler. Diyarbakır böyle bir kentti; şehir sakinlerinin arzularını diri tutan, onu istila eden sayısız güç ve ordunun arzularını silen bir kent.