Altıncı Vehim: Bazıları “Sünnet-i Nebeviyeyi hedef-i maksat eden ittihad-ı İslâm, hürriyeti tahdid eder ve levazım-ı medeniyeye münafîdir.” diyorlar.
Elcevap: Asıl mü’min, hakkıyla hürdür. Sâni’-i âlem’e abd ve hizmetkâr olan, halka tezellüle tenezzül etmemek gerektir. Demek ne kadar imana kuvvet verilse hürriyet de o kadar kuvvet bulur.
Amma hürriyet-i mutlak ise vahşet-i mutlakadır belki hayvanlıktır. Tahdid-i hürriyet dahi insaniyet nokta-i nazarından zarurîdir.
Sâlisen: Bazı sefih ve lâübaliler, hür yaşamak istemediklerinden nefs-i emmarenin esaret-i rezilesi altına girmek istiyorlar.
Mademki meşrutiyette hâkimiyet millettedir. Mevcudiyet-i milleti göstermek lâzımdır. Milletimiz de yalnız İslâmiyet’tir. Zira Arap, Türk, Kürt, Arnavut, Çerkez ve Lazların en kuvvetli ve hakikatli revabıt ve milliyetleri, İslâmiyet’ten başka bir şey değildir.
Tarih hiçbir zaman sosyalistlerin Müslümanlara kurdukları mezbahaların benzerine şahit olmamıştır. Bolşevik devrimi gerçekleştiğinde, (15.12.1917) Lenin ve Stalin, Müslümanlara şu çağrıda bulundu: "Ey Müslümanlar! Mescitleriniz, namazlarınız, bayramlarınız güvenliktedir. Kalkın ve çarlığa karşı devrime destek olun. Kurtuluş vaktiniz gelmiştir artık. "
Gerçekten de Müslümanlar bunu kurtuluş vakti sandılar ve çarlıktan kurtulmak, onun azabından rahata kavuşmak için harekete geçtiler. Bir de baktılar ki; kendilerini toz gibi ezip ufalayan bir makinenin iki dişi arasında veya paramparça eden vahşi hayvanların pençeleri arasındalar. 60-65 milyon civarında Müslüman, Bolşevik devriminin çizmeleri altında kaldı. Bu Müslümanlar 15 milyon km.den daha geniş bir alanda (Afrika'dan daha büyük) yerleşik idiler.