Neredeyse tüm kitaplarını okuduğum Selçuk Altun, bende her bitirişten sonra, bu artık yazarla son buluşmam olacak derdim. Kitabın tanıtım metninde özetlenen öykü ve biraz da yaşım gereği olayların dönemdaşı olmam nedeniyle bu kitabı da aldım okudum..Ve artık yazar ile vedalaşma kararı aldım, 128 sayfalık bir novellaya karakter derinlikleri verilemeyen pek çok insanın hızlı podyum geçişi, İstanbul, Diyarbakır, Midilli, Amasya, Samsun, Londra, Norveç gibi coğrafyalarda hızlı sıkıştırılmış ziyaretler, onlarca didaktik, tarihi bilgiler kitap isimleri, ana öyküden sapmalar, ara sokaklardan caddeye varamamalar ancak bu kadar olabilirdi..Bir kez daha entellektüel kişisel birikimini sınırsızca paylaşmış gibi hissettirdi kitap aracılığı ile. Yazara bundan sonraki edebi yolculuğunda başarılar dileyeyim bu son kitabını, kitaplığımdaki kendisine ait rafa yerleştirirken.
Edebiyatımızın üretken kalemi Mehmet Eroğlu romancılığının son yıllarında, yeni karakteri Sadık Demir ile polisiye edebiyatta da güçlü bir yere konumlandırıyor kendisini. Son beş yıla yayılan (şimdilik) dört serilik İyi / Kötü / Meraklı şimdi de ‘’Sakin Adamın On Günü’’ ile polisiye türü, yetkin kalemiyle edebi lezzetle harmanlamayı ziyadesiyle başarıyor. Her roman biterken, yeni bir kitaba açık kapı bıraktığından, kronolojik sıra ile yapılacak okuma alınan keyfi arttıracaktır.
Neydi bu okuduğum, kitaptı başladığımda, sinemadan çıkmış gibiyim şimdi, kaslarım gergin, ensem terli.. Tanıştığımıza memnun oldum Lars Kepler ama niye bu kadar geç kaldınız... En kısa zamanda görüşmek üzere..
Tanıtımların ve kitap kapak tasarımının etkileyiciliğine karşın, anlatılan dönemin dramasını yakalayamadığım, duygu geçişi sağlayamadığım bir kitap olarak aklımda kalacak.
"Acemi Eğitimi" (2005)'in on yıl sonrası, Can Kozanoğlu bu kez medya dünyasındaki gerçek ile sürrealin harmanlandığı anılarıyla karşımızda.. Yine hınzır, yine muzip, su gibi akan bir anlatım.. Yine bir on yıl bekleyecek miyiz?? İstemem doğrusu..