Ayakkabı vurduğunda ayağının arkasında bir yara açılır, çorap giydiğinde o yara çorabına yapışır, çorabı çıkarttığında kabuk kopar ve tekrar kanar. İyileşmesi zaman alır, Ayakkabıyı çorapsız giyemezsin, çorapla giysen yine yapışır. Aile yaraları biraz böyledir. Yürmekten vazgeçemezsin ve attığın her adımda canını acıtmaya devam eder. Biz kırk yılımızı o yarayla geçirmiştik, şimdi sanki o kabuğun kuruduğunu hissediyorduk, hala duruyordu ama yapışmıyordu.
Belki aramızda büyük ihtiras alevleri yoktu, ki bence o tür alevler yandıkları kadar çabuk sönerler. Yani asıl kalıcı olan, gerçek, derin bir sevgi ve ortak saygının için için yanan ve hiç sönmeyen korudur. kalıcı olan odur. Aşk odur.
‘’ İnsan böyle bir şey. Nerede, hangi yaşta olursa olsun, kabuğunu kırıp içine baksan içi cılk yara. Yarasız, dertsiz, sırsız insan yok da, işte kimisi üstünü iyi örtüyor. Ben de örttüm. O kadar kapattım ki kendim bile sormadım kendime’’
‘’Yapayanlış örülmüş bir hırka giymişim yıllardır, onunla ısınmaya çalışmışım gibi hissediyorum kendimi. Babam anlattıklarıyla o hırkanın bütün ilmeklerini söktü. Eline yumağı dolayıp yavaş yavaş söktü üstümdeki hırkayı, çırılçıplak kaldım’’