Tanrı, yaradılan şeylerin başlangıcı ile sonunu
sevgi dolu, yakın bir dostluk içinde birleştirme kaygısıyla
, göğü başlangıç, insanı son yaptı. Biri çüıiiyüp
bozulmayan duyu nesnelerinin en yetkini; öteki gerçekte
minyatür bir evren olarak, çüıiiyüp bozulabilen
şeylerin en soylusu. O, kendisinde, kutsal imgeler
gibi doğanın bağışlarını taşır, bunlar takım yıldızlarla örtüşürler.. . Çüıiiyüp bozulabilir olan ile çüıiiyüp bozulamaz olan, doğaları gereği, birbirine karşıt olduğundan, Tanrı başlangıç ile sonu her tür için en iyisi olacak biçimde bağışladı; Göğe (dediğim gibi) başlangıcı, insana sonu verdi.16
Burada büyük ilkel , mikrokozmoz olan küçük
evrene aşılanmıştır. O yıldızımsı bir doğa sergiler,
böylece de Yaradılışın en küçük parçası, en son yapıtı olarak bütünü içerir.
Theophrastus'a (IÖ 371-288) göre, duyuüstü ile
duyusal olan, bir topluluk bağı ile birleştirilir. Bu bağ matematik olamaz dolayısıyla Tann olmalıdır.
". . . bütün totemik inanç ve pratiklerin doğması şu üç şart, yalnızca şu üç
şart sayesinde olmuştur: bir grubu adlandırmaya yarayan, kaynağı bilinmeyen, bir hayvan adının varlığı; insan ya da hayvan olsun bu adın bütün taşıyıcıları arasında transandantal bir bağın varlığına inanış; kanla ilgili ônyargı. •
(Secret of the Totem, s. 126)
Tanrım, belleğimin alanlarında seni arayarak dolaştım ve seni onun sınırlarının dışında bulamadım. Seni tanımayı öğrendiğimden
beri bir anı olarak senden hiçbir şey bulamadım. Ayrıca seni tanıdığımdan beri seni unutmadım. Gerçeği bulduğum yerde gerçeğin kendisi olan Tanrımı buldum; gerçeği tanımayı öğrendiğimden
beri de onu hiç unutmadım. İşte bu nedenledir ki
seni tanıdığımdan beri, sen belleğimdesin. Seni anımsamak istediğimdeve sende mutlu olduğumda seni orada buluyorum. İşte
bağışlayıcılığınla bakışlarını zavallılığıma indirdin ve bana kutsal büyük zevkler bahşettin.
Tanrı Belleğin Hangi Bölümünde Bulunuyor?
Tanrım belleğimin neresinde bulunuyorsun? Orada ne gibi bir yer kaplıyorsun? Orada ne gibi bir barınak kurdun? Orada ne
gibi bir tapınak kurdun? Belleğimde oturmakla ona onur verdin; ancak belleğimin neresindesin? Kafamı kurcalayan sorun bu. Anılarla
seni ararken hayvanlarla ortak olan belleğimin bu bölümlerinde
seni aradım ve maddi nesnelerin hayallerinde seni bulamadım.
Ruhumun tutkularını keşfettiğin bölümlerde de seni bulamadım.
Aklımın belleğimde bulunduğu yere geldim (çünkü akıl
kendini anımsayabilir) , orada da yoktun.
Ey Rabbim! Yeri ve göğü doldurduğun için mi onlar seni içlerinde taşımış oluyorlar? Yoksa seni tam olarak içlerine alamadıklarından,
senden geriye birşeyler mi kalıyor? Yeri ve göğü doldurunca senden geri kalanı nereye koyuyorsun? lyi ama herhangi
birşeyin seni içine alması mı gerekir? Sen ki herşeyi içine almaktasın, onları içine alarak onları doldurmaktasın. Fakat bunlar seni sıkıca bir arada tutan ve seninle dolu olan vazolar gibi değildir.
Vazolar kırılsa bile sen hiç dağılmazsın ve bizim üzerimize döküldüğünde akıp giden sen olmazsın; ama ortadan kalkan biz
oluruz, dağılıp giden sen değilsin ama birleştirdiğin biziz.
Doldurduğun herşeyi, bütün varlığınla mı dolduruyorsun?
Yoksa seni tam olarak içlerine alamadıklarından senden bir parçayı mı içlerine alıyorlar; hepsi de aynı parçayı mı yoksa daha büyük
olanı daha büyüğünü, daha küçük olanı daha küçüğünü mü içine alıyor? Yani sende daha büyük parçalar ve daha küçük parçalar
mı var? Yoksa bütünüyle her yerde misin? Seni bütünüyle içine alabilecek hiçbir yer yok mu yoksa?