Birden fitnat’ın gözlerinden birer damla yaş akar. Ağzını açıp, dilini hareket ettirip bir şey söylemek ister. Fakat heyhat! Kendi bedeni üstünde hiçbir hakimiyeti kalmamış. Çabalar, çabalar… bir şey söyleyemez. Bir iki kez daha seyrek seyrek nefes alır. Sonunda nefesi de tükenir. Ah, görmeliydiniz o güzel yanakları, kırmızı renklerini atıp da ne kadar güzel bir sarı renk aldılar. Sanki bu değişim güzelliğini daha çok artırdı, kendisine daha çok yakıştı! Heyhat!… hani ya fitnat’ın o güzel yüzü, o nazik vücudu, o nazenin beden… odanın ortasına yayılmış, al kan içinde kalmış. Gözleri sönmüş, görmez! Dili kurumuş, söylemez! Ne kadar seslensen işitmez! Heyhat! Bir cansız hükmüne girmişti! O akıl, o zeka, o zihin, o letafet, o merhamet, o şefkat, o aşk, o muhabbet ne oldu? Nereye gittiler? Nereye uçtular? O kadar duygunun sahibi olan fitnat’ın yüreği, nasıl oldu da bütün bu hislerden uzaklaştı? O his ne oldu?..