Sömürgecilikle başlayan dönemde "Batı" ile "Batılı olmayanlar'' arasındaki ilişkiler biçim değiştirse de özü hep aynı kaldı. Başlangıçta sömürgeciliğin yerleşmesi için askeri plandaki üstünlük önemli olmakla birlikte, asıl belirleyici olan "Batı düşüncesi", "Batı bilimi ve teknolojisi"ydi. Claude Levi Strauss; "Ondokuzuncu yüzyıl Avrupa'lısı, buharlı makine ve birkaç başka teknik hüneriyle böbürlenip, kendini Dünyanın geri kalanından üstün görüyordu,"* diye yazıyor. Descartes, "Düşünüyorum öyleyse varım"; F.Bacon da "bilim iktidardır" demişti... Dünyanın geri kalan bölgelerindeki halklar; kendi doğalarından kaynaklanan bir "geriliğe mahkûm olduklarına, Avrupalıya göre "aşağılık" olduklarına inandırılmalarında söz konusu ''modern bilim" belirleyici bir rol oynadı. Üstelik her tarihsel dönemde sömürgeciliğin, bir aracı olan "modern Batı bilimi" kendini "tarafsız" ve "evrensel" olarak sunmayı da başardı. Böylece tarafsızlık ve evrensellik efsanesi, batı bilim ve teknolojisine karşı konulmaz bir güç kazandırdı. Her kim batı düşüncesine, egemen batı ideolojisine karşı çıkarsa, bilim düşmanı ve gerici damgasını yemekten kendini kurtaramazdı. Artık Avrupamerkezli, ırkçı, nüfuz yayıcı Batı ideolojisi tüm Dünyada egemen olabilirdi...
*Alain Finkilkrant, "Identite Culturel" in 50 Idees qui Ebranlerent le Monde, Payot, Paris, l 980, s. 39.