Kübra

Bir grup oluşturmasalar da, en azından tekil olarak ya da birbirinden bağımsız aynı zihinsel eğilime cevap veren (vocation) entelektüeller her tarihsel dönemde ve her toplumda var olmuşlardır. Bu anlamda entelektüelin misyonu, gerçeğin çarpıtılmış biçimiyle savaşmaktır. Gerçeğin saptırılmış (ideolo­jik) bir versiyonunu topluma kabul ettirmeye çalışan devletin ve bu işleve koşulmuş "aydınlar"ın, "aldatıcılar"ın ipliğini pazara çıkarmaktır. Açıklıktan yana olmayan, gerçegın ortaya çık­masından zarar görecek olan sınıflara karşı gerçeği savunan, tek kelimeyle gerçeğin ortaya çıkmasından yana tavır koyan kişidir. Bu anlamda egemen sınıflar ve onların adamları tarafından yaratılan hurafeleri sergilemek, mistifiye (aldatılma) edilmiş olanı demistifiye (yaratılan efsaneyi yıkmak anlamında) etmek­tir.
Sayfa 30 - Yordam Kitap, 2. Basım, Mart 2019·Kitabı okudu
Tarih ve Siyaset
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
...sosyolojik aydın tanımına girenlerdir. Bir de bunlardan ayrı olarak ve ekseri marjinal bir öneme sahip olan; çoğu zaman küçük bir grup bile oluşturamayan entelektüeller bulunur. "Entelektüeller"in ayırdedici niteliği, diploma sahibi olmaları veya belirli bilgilere sahip olmaları değildir. Aynı şekilde belirli meslek gruplarına dahil olmaları da değildir. Şüphesiz bunlar da en az diğerleri (sosyolojik aydın tanımına girenler) kadar; belki de onlardan daha çok bilimsel bilgiye sahiptirler. Entelektüelin ayırdedici niteliği, onun siyasal iktidardan ve siyasal iktidarın gerisindeki egemen sınıflardan bağımsızlığı, siyasal iktidar karşısında eleştirel bir tavır içinde olmasıdır. Bu niteliklerinden ötürü entelektüel, siyasal iktidarla da iyi geçinemeyen biridir. Burada önemli olan zihinsel ve moral (ahlaki) bir eğilimdir. Ve bu eğilime uygun davranabilme, tavır alabilme yeteneğidir.
Sayfa 29 - Yordam Kitap, 2. Basım, Mart 2019·Kitabı okudu
Tarih ve Siyaset
Batı'nın kapıları yüzümüze nasıl kapandı ama
Türkiye'nin iki yüzyılı aşan "asrileşme'', "muasırlaşma", "batılılaşma'', "çağdaşlaşma", "kalkınma", "çağ atlama" prob­lematiği, sömürgeleşme sürecinden başka bir şey değildir. Söz konusu olan, süreklilik gösteren bir çizgidir. İdris Küçükömer'in deyişiyle, bir "yenilgi tuzağıdır." Mustafa Reşit Paşa Osmanlı İmparatorluğu'nu, "Civilisation"a sokmaya çalışıyordu. Bugünün yöneticileri de Türkiye'yi "AB"ye sokmaya çalışıyor­lar. Mustafa Reşit Paşa'dan bu yana bir buçuk yüzyıl geçtiği halde, Avrupa'nın hemen tüm kapıları Türklere kapalı. Batıya gidebilmek için vizeyi içine sindirmek ve barajı aşabilmek gerekiyor... Üçüncü Mustafa zamanında "bu devlet nasıl kurtu­lur" sorusu şimdilerde, "bu devlet nasıl kalkınır" sorusuna dönüşmüş görünüyor... Bütün bu dönem boyunca yönetici elitin topluma ve dünyaya bakışında radikal bir değişiklik söz konusu olmadı.
Sayfa 22 - Yordam Kitap, 2. Basım, Mart 2019·Kitabı okudu
Tarih ve Siyaset
Türkiye iki yüzyılı aşkın bir zamandan beri Batı gibi olmak için onu taklit ediyor. Küçük bir azınlığın "refahı" pahasına, giderek insanlığın varoluş koşullarını ortadan kaldıran burjuva uygarlığının "ayrıcalıklı" ülkelerine benzemek istiyor. Öyle bir burjuva uygarlığı ki; "Sahiplerinin çıkarına olarak sermayenin genişletilmiş yeniden üretimini sağlıyor da, bir bütün olarak toplumun basit yeniden üretimini sağlayamıyor." Her dönemde iktidarı ele geçirenler, "kurtuluş reçetesinin" ceplerinde olduğunu ve beş-on yılda sorunların çözüme kavuşacağını söylüyorlar. Ne var ki, bu beş-on yılların sonu bir türlü gelmi­yor. Hedef, ufukta bir çizgi gibi hep uzaklara kayıyor.
Sayfa 21 - Yordam Kitap, 2. Basım, Mart 2019·Kitabı okudu
Tarih ve Siyaset
Doğru soru sormanın önemi:
Tüm kamu hizmetleri özelleştirilmişken, insanların içtikleri su, yedikleri ekmek de dahil, hâlâ her şeyden vergi alınıyor ve vergiler tam bir yıkım neden halini alıyor? Tüm kamu hizmetleri özelleştirilmişken ve kamu hizmetleri kamu hizmeti olmaktan çıkarılmışken, hâla onca vergi almanın ne alemi var? Sömürünün, yağma ve talanın, çalıp çırpmanın kural olduğu, " işbitiricilik" ahlaksızlığının marifet sayıldığı bir toplumsal yaşam sürdürülebilir midir? Yukarıdan beri söylediklerimiz, Türkiyenin neden şimdilerde despotik bir rejime mahkum olduğunu açıklıyor. .. Bunca sömürü, bunca yağma ve talan asgari demokrasi, asgari hukuk ve adalet koşullarında sürdürülebilir midir?
Sayfa 17 - Yordam Kitap, 2. Basım, Mart 2019·Kitabı okudu
Tarih ve Siyaset