Kübra

Kübra

, bir kitap okudu
6/10
·199 syf.·
48 günde okudu
·
2025 8. kitabı
Şule Gürbüz
8.2/10 · 1.705 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Gençliğimde acının pek çok türü ve derinliği ile gerçekte irtibatım, tanışıklığım olmadığından bunları ithal ediyordum. İthal şeyler de malum, parlak, daha orijinal, daha şıktır. Kendimi beğenmek için de beğendirmek için de acının parlatılmaya, cilalanmaya, kabartmaya ihtiyacı vardı. Fiyaka gerekliydi. Fiyakalı bir acısı olanın bunu fiyakalı bir şeye dönüştürebileceği umudu vardı. Yaş geçip, acı yerleşip, ithallerinden kurtulup sahilleşip, tat kekreyip, surat buruşunca bir şeye dönüşemeyen acı artık ancak, sadece, yalnızca, gerçeğe dönüşüyor. Dünyada kimsenin, ama kimsenin aslında istemediği, görmemek için her şeyi yapabileceği, kopyası, en değerli şeye; gerçeğe.
Sayfa 67·Kitabı okudu
Kolonyal zamanlarda İngiliz efendi-hizmetçi yasal rejimi ile başlayan ABD, 1800'li yıllar boyunca zayıflamış olan efendi-hizmetçi ilkelerini muhakeme etmiştir. 1800'lerin ilk yarısı boyunca üzerinde anlaşılmış bitiş tarihinden önce işlerinden ayrılan ABD işçileri, zaten kazanmış bulundukları birkaç aylık ücretten ceza olarak mahrum olabilmekteydiler; ancak İngiliz muadilleri gibi hizmet sürelerini bitirmeye zorlanmıyorlardı. Ülke geliştikçe işçiler gitgide mahkemeler tarafından kendi ilişkilerini yürütmeye kadir ve bunu hak eden kendi efendileri olarak görüldüler. Aynı zamanda iş­ verenler de geleneksel anlamda efendiler olarak değil de gitgide iktisadi bir iş kanalıyla emeğin ticari işverenleri olarak görüldüler. Böylece gitgide resmi kararlar, işverenlerin iş­çilerini fiziksel olarak cezalandırma hakkını reddetti ve de onları kendilerine bağlı hizmetçilerin / işçilerin efendileri olarak yaralandıklarında devam ettirme sorumluluğu gibi geleneksel yükümlülüklerinden azad etti. Sonuç olarak yirminci yüzyıl başlarında ABD'de efendi-hizmetçi doktrini yerini sözleşme serbestisine bırakmıştı.
Sayfa 77 - Ayrıntı Yayınları, Birinci Basım, Ağustos 2016
Massachusetts'li bir siyasetçi ve avukatın 1853 yılına ait aşağıdaki ifadesi ortaya çıkmakta olan yasal düşünceyi yan­sıtmaktadır: "Bizimki gibi özgür bir devlette istihdam, basitçe eşit haklara sa­hip taraflar arasındaki bir sözleşmedir. Çalışanlar, belirli bir para alma karşılığında belirli bir iş miktarını gerçekleştirmeyi kabul ederler. Sözleşme ile gerçekleştirilen çalışma, ödenecek olan pa­ranın bir eşdeğeridir. Bu yüzden de ilişki, düzenli olarak başladı­ğında, karşılıklı çıkara dayalı bir ilişkidir. İşçi, işveren karşısında, işverenin ona karşı olan yükümlülüğünden daha fazla bir yü­ kümlülüğe sahip değildir... Kanunun nazarında her ikisi de özgür insandır - eşit haklara sahip olan vatandaşlardırlar ve aynı kaderi paylaşan aynı tarikatın üyeleridirler."
Sayfa 77 - Ayrıntı Yayınları, Birinci Basım, Ağustos 2016
Batı düşüncesi genel­likle insan olmanın doğal dünyada ayrıcalıklı bir konum işgal ettiği insan merkezli bir perspektif benimsemiştir. Doğa, in­san ihtiyaçları için üstesinden gelinecek bir şey olarak görülür. Bu yüzden de erken dönem Batı düşüncesinde çalışma, do­ğayla bir mücadele olarak görülmüştür - Yaradılış kitabında Tanrı, sadece "alın teriyle gerçekleşen... meşakkatli zahmet, yoluyla insanın yeryüzünden rızıklarını çıkartmalarına izin vermektedir.
Sayfa 67