Anna ve Tom, internetin gelişme çağında yetişen, hayallerinin peşinden giderek Berlin’e yerleşen ve home- office çalışan bir çift. Hayatları bazen sakin, bazen ise coşkulu geçse de dijital gelişmelerden etkilenmiş iki yetişkin. Sosyal medya, hayatlarının merkezinde. Hem iş hem de sosyalleşme için sıkça kullanıyorlar. Berlin’de kurdukları yaşam, iş hayatları ve sosyal çevreleri dışarıdan bakıldığında kusursuz görünsede, aslında içeride işler farklı.
Zamanla yaşantılarındaki durağanlık, onları sıkmaya başlar ve başka arayışlara iteler. Hayatlarına dair farklı yolculuklar deneyip yeni adımlar atmak isteseler de hiçbir şey göründüğü gibi olmuyor.
Dijital çağın hepimizin hayatlarını şekillendirdiği gibi, onlar da bunun yansımasını yaşayarak mutsuzken mutlu, kötüyken iyi görünmeye çalışıyorlar. Farklı şehirlerde başka arayışlara girseler de hiçbir şey onları tatmin etmiyor. Tam her şeyden vazgeçmişken gelen sürpriz bir haber, çifti başka bir hayata sürüklüyor.
Yazar, uzaktan bakıldığında doğru görünen ama içinde tatminsizlik barındıran yaşamı, Berlin’de yaşayan bu genç çift üzerinden anlatmaya çalışmış. Bir kuşağın arzuları, vazgeçişleri, düşleri, hayalleri, hüsranları; kısacası ruhsuz ve tatminsiz bir hayatı okuyorsunuz.
Yazarın bu çift üzerinden sunduğu yaşam, dijital çağda başarı ve mutluluğun, sadece dışarıya yansıyan yüzeyden ibaret olduğunu gösteriyor. Hızla değişen bir dünyada rutine bağlı kalmak sıkıcı gib gelsede bu mutluluk arayışı bazen daha çok karışıklığa sebep olabiliyor.
Kısa ve anlatımı basit bir kitaptı. Başlarda hikayenin içine girince aslında bildiğiniz bir dünya olduğu için sayfalar hızlıca tükendi.
İ