Zerrin Kılıç

Zerrin Kılıç
@Zerrin_den
Hayat siz planlar yaparken yaşadıklarınızmış
57 okur puanı
Ağustos 2025 tarihinde katıldı
Puan vermedi
Dedektif Josie Quinn’e bayılıyorum Diğer üç kitaptan sonra hevesle dördüncüsünü beklerken, bu seferki hikaye de beni yanıltmadı. Kitap su gibi akıyor. Bildiğiniz polisiye kitaplarını unutun, öyle çok ağır bir havası yok; okuması basit ve nasıl ilerlediğinizi anlamıyorsunuz bile. Josie, son yaşadıklarından sonra huzuru bulduğunu düşünürken, bu sefer dedektif arkadaşı Gretchen’in bir cinayet işlediğini itiraf etmesiyle tekrar yoğun günlerine geri döner. Dedektifin elleri kelepçeli götürülüşünü izlerken, daha o anda masum olduğunu anlar. Olaylar, Gretchen’in Danton’daki evinde genç bir lisans öğrencisinin ölü olarak bulunmasıyla başlarken, aslında cinayetin ilk ve son olmadığını öğrenmeleri kısa sürede gerçekleşir. Josie, gerçeğin ortaya çıkması için mücadele ederken, diğer yandan birlikte çalıştıkları ekip arkadaşlarını aslında hiç tanımadıklarını fark eder. Tüm gerçekler ve sırlar ortaya dökülürken, onun tek amacı Gretchen’ı korumaktır. Serinin ilk üç kitabından sonra, polisiye kısmı en kuvvetli kitap olabilir. Temposu hiç düşmediği gibi, üçüncü kitapta tanıştığımız Gretchen’in hayatını bu hikayede detaylıca öğreniyoruz. Güzeldi #kitap #kitapönerisi #kitaptavsiyesi #kitapyorumu #lisaregan
Son İtirafLisa Regan · Olimpos Yayınları · 202663 okunma
Reklam
Kusursuzluk
Puan vermedi
Anna ve Tom, internetin gelişme çağında yetişen, hayallerinin peşinden giderek Berlin’e yerleşen ve home- office çalışan bir çift. Hayatları bazen sakin, bazen ise coşkulu geçse de dijital gelişmelerden etkilenmiş iki yetişkin. Sosyal medya, hayatlarının merkezinde. Hem iş hem de sosyalleşme için sıkça kullanıyorlar. Berlin’de kurdukları yaşam, iş hayatları ve sosyal çevreleri dışarıdan bakıldığında kusursuz görünsede, aslında içeride işler farklı. Zamanla yaşantılarındaki durağanlık, onları sıkmaya başlar ve başka arayışlara iteler. Hayatlarına dair farklı yolculuklar deneyip yeni adımlar atmak isteseler de hiçbir şey göründüğü gibi olmuyor. Dijital çağın hepimizin hayatlarını şekillendirdiği gibi, onlar da bunun yansımasını yaşayarak mutsuzken mutlu, kötüyken iyi görünmeye çalışıyorlar. Farklı şehirlerde başka arayışlara girseler de hiçbir şey onları tatmin etmiyor. Tam her şeyden vazgeçmişken gelen sürpriz bir haber, çifti başka bir hayata sürüklüyor. Yazar, uzaktan bakıldığında doğru görünen ama içinde tatminsizlik barındıran yaşamı, Berlin’de yaşayan bu genç çift üzerinden anlatmaya çalışmış. Bir kuşağın arzuları, vazgeçişleri, düşleri, hayalleri, hüsranları; kısacası ruhsuz ve tatminsiz bir hayatı okuyorsunuz. Yazarın bu çift üzerinden sunduğu yaşam, dijital çağda başarı ve mutluluğun, sadece dışarıya yansıyan yüzeyden ibaret olduğunu gösteriyor. Hızla değişen bir dünyada rutine bağlı kalmak sıkıcı gib gelsede bu mutluluk arayışı bazen daha çok karışıklığa sebep olabiliyor. Kısa ve anlatımı basit bir kitaptı. Başlarda hikayenin içine girince aslında bildiğiniz bir dünya olduğu için sayfalar hızlıca tükendi. İ
KusursuzlukVincenzo Latronico · Yapı Kredi Yayınları · 2026160 okunma
Puan vermedi
Selamlar ; Yağmurlu ve soğuk bir İstanbul gününden sisin kapattığı beton binalardan, içinde Rize’nin bitmeyen yağmur ve soğugu ile yoğrulmuş topraklarından, sislerin bu sefer dağları kapattığı, karadenizin hırçın dalgalarının karakterleriyle bütünleştiği bir aşk hikayesine aşınlandım bugün. İki yaralı yürek; biri Ahu diğeri Timur. Hiçbir zaman bir aileye sahip olamayan iki yarım kalmış hayat. Anne baba ne demek bilmeden, ikisi de ölüme adı yazılmış sevmek ve sevilmenin zarar verdiğine inandırılarak büyütülmüş yaralı iki kalp. Sevilmek onlar için bir lütuf, sevmek ise kambur iken birbirlerine ilaç olmuş iki yürek. Timur Tönge; başarılı bir özel harekat askeri. Fazla umursamaz, sakin, yapacaklarının sınırı yok, güçlü ve zeki ama aslında içinde büyüyemeyen bir çocuk var. Daha hayata başlarken annesini doğumda kaybetmiş. Adının ölüme eş olduğuna inandırılarak büyümüş. Hep göze batmamaya çalıştığı için sessizleşmiş , sessizleştikçe kendisine duvarlar örmüş. Ahuzar Soykamer; dik duruşlu, kimseye minnet etmeyen, gözlerindeki öfkeyle tüm dünyaya kafa tutabilecek bir karakterde, cesur, sinirlenince gözü dönüyor. Aslında bir o kadar kırılgan, naif, düzenli, sevdiklerine delice bağlı, onlar için herşeyden vazgeçebilir. İlk kitabı daha önce okumuştum. Sonraki üç kitabı da arka arkaya okudum ki o evrene girmişken araya başka bir dünya karışmasın. Ahu ve Timur’un yolu ilk Beyrut’da bir patlamada kesişiyor. Bilmeden hayatları o patlamayla beraber birbirlerine bağlansa da yıllar sonra bir kan gölünün ortasında yine karşılaşıyorlar. Hayat onları aynı yerlerden aldıkları yaralarla sınarken tüm düzene beraber kafa tutup Karadenizim de mutluluğu buluyorlar. Bir dip notum Akneneye bayıldım kendisine. Kendi nenem akllıma geldi. Eski topraklar bir başkaydı gerçekten. Kanla
Bülbül Kapanı IVLoresima · Ephesus Yayınları · 20251,012 okunma
Fidan Hanım
Puan vermedi
“ Bu genç yaşımda rüzgar olup esecekken, yağmur olup ağlamak düştü kaderime” Büyükadanın kokulu sokaklarında başlayıp, acıyla yoğrulan bir hayat hikayesi. Dağılan bir aile, arka arkaya yaşanan kayıplar, kayıp giden anılar, dökülen sırlar. Gidenlerin ardından yas tutarken, acı ve yaşayamadıkları içinde alevler yaratırken,hayatın içinde var olmaya çalışan biri Fidan Hanım. Gidenlerin değil, kalanların öyküsü birazda. Aşk, kayıplar, dostluk, aile gibi birçok duyguyu size hissettirdiği gibi, kelimeleri insanın yüreğine işliyor sayfalar su gibi akarken. Güvenmenin ne kadar zor, vazgeçmenin acı, tutunmanın imkansız olduğu bir hayatta kırılgan ama güçlü bir kadın Fidan Hanım, hayata sımsıkı tutanarak başarılı bir meslek sahibi oluyor eksik kalan yanlarını işiyle tamamlamaya çalışıyor. Sinan Akyüz, benim kalemini sevdiğim bir yazar. Daha öncede birçok kitabını okudum. Yine beni yanıltmadı, severek çevirdim tüm sayfalarını. Yazar da en sevdiğim özellik kitaplarının çoğunda gerçek hikayelerden yola çıkması. Fidan hanımda böyle bir hikaye, gerçek hayattan esinlenerek yazılmış. Dili ve uslübü sizi yormadığı gibi nasıl bittiğini bile anlamıyorsunuz. “Pes edersen kaybedersin. Direnirsen güçlenirsin. Vazgeçmezsen yolunu bulursun”
Fidan HanımSinan Akyüz · Alfa Yayınları · 2025835 okunma
Bulantı
Puan vermedi
Zor bir kitap, okumasıda kavraması da oldukça zor. Dikkatinizi hep uyanık tutmak zorundasınız. Yazar her ne kadar günlük tarzında yazmış olsa da kendinden birşeyler paylaşırken bir anda çevresinden de anlatabiliyor, buda sizin bağlantı kurmanızı zorlayabiliyor. Belli bir olay örgüsü yok, dediğim gibi günlük tarzında yazılmış. Okudukça insana huzursuzluğu aşıladığı gibi, neden niçin gib sorularla sizi başbaşa bırakıyor. Anlatımı yaşattığı psikolojik gitgeller nedeniyle karışık gelsede anlamı anlıyorsanız sizi sonuca götürüyor. 30 yaşındaki tarih araştırmacıs Antoine Roquentin’in Fransa’nın Boowille kasabasında yaşıyor. Bir gün sahilde eline bir çakıl taşı almak isterken içinden bulantı geçiyor ve düşünmeye başlıyor. Böylece nesnelere karşı fiziksel olarak değil ama ruhsal olarak bir bulantı hissetmeye başlar. Psikolojik olarak yaşadığı bu durum kendisini sorgulamaya teşvik eder. Bulantı kelimesi yazarın varoluş felsefesini temsil ediyor. Varoluş kavramıyla yüzleşen bir bireyin de değişimini anlatmaya çalışıyor. Ayrıca insanın dünyaya hazır bir anlamla gelmediğini, anlamı ancak kendi seçimleriyle yaratabileceğini söyler. Nesnelerin insana dokunmaması gerekir, çünkü onlar canlı değildir. Aralarında yaşar, onları kullanır, sonra yerlerine koyarız. Yararlıdırlar, işte o kadar. Oysa bana dokunuyorlar. Çekilmez bir durum bu. Onlarla bağlantı kurmak korkutuyor beni. Sanki hepsi birer canlı hayvan gibi.
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202128bin okunma
Reklam