Bazı insanlar işte böyle kendilerinde merak uyandıracak tarihi bir şeyle karşılaştıklarında biraz da o şeyin görüntüsünde biriken zamanın deliklerine bakarlar, biraz da o şeyin karanlıkta kalan ilk anına doğru zihinsel bir yolculuğa çıkarlar ve elbette ister istemez çıkılan bu zorlu yolculuk sırasında hem giderek ayaklarının altında kayan şimdiyi, hem de kalın uğultular taşıyan sonsuz olabilirliklerle dolu belirsiz bir geçmişi ayni anda ,iç içe yaşamaktan yorulurlar.
Bu insanoğlunun baştan beri kurtulamadığı ve sonsuza dek de asla kurtulamayacağı ,tuhaf bir yazgıymış zaten; önce ne yapıp edip binbir güçlükle kıvrana kıvrana yaratır, sonra yaratma sevinci gibi gözüken hazin bir teslimiyetle yarattığının kulu kölesi olur, ardından da ille onu ellerimin arasında tutacağım ,ya da içinden bir daha ,bir daha doğacağım diye, kendini hırpalaya hırpalaya helak olur gidermiş...