Kadı Abdulcebbar köklü reddiye geleneğinin önemli temsilcilerinden derya deniz bir abimiz. Kendisi İslam dışında diğer dinler ve mezhepler hakkında da oldukça bilgili. Bununla beraber tarih bilgisi ve rivayetler üzerinden yaptığı temellendirmeler de fikri yetkinliğini gösteriyor. Kitabın birçok yerinde bunu görüyorsunuz. Bugün din eleştirmeye çalışırken zayıf rivayetleri veya sahih rivayetlere yapılan zayıf yorumları öne çıkaran bazı insanların o dönemde de benzerlerini görüyoruz. Mesela şiiler bunu çok sık yaparmış. Ya da şii görünümü bulunan fakat alttan alta dinsiz olanlar da bunu yaparmış. Bu kişiler elimizde birçok farklı senetle bize ulaşan bir olay varken ısrarla kendi rivayetlerini yegane gerçek olarak sunmaya çalışırlar. Sünni ve Şii iki kolun hadis kabul etme kriterleri vs yoklanınca Şiilerin çok daha eleştirilmeleri gereken bir sisteme sahip oldukları söylenebilir. Neyse. Esas konumuz Kadı’nın bu eleştirileri savurma yöntemi. Kadı kendisine gelen birçok itirazı böyle eleştirir ve şiilerin yaptığı inşayı bu konudaki aksi rivayetleri ve olayın tarihi arkaplanını anlatarak çok güzel defeder. Mesela çeşitli rivayetlerle Hz.Ebubekir veya Hz.Ömer’in, Hz.Ali’nin oğlu Muhsin’i öldürdükleri iddiasını Hz.Ali’nin ilk iki halifeye karşı tutumunu ve kendisinden önceki halifeler boyunca elinde imkan olmasına rağmen isyan etmeyip kendisine verilen görevleri sorunsuzca yerine getirişini, onlar öldükten sonra kendilerini sık sık hayırla anınışını falan anlatarak reddeder. Ayrıca onlar Hz.Fatıma hamileyken bu olayın gerçekleştiğini ve çocuğunun düştüğünü söyler ancak bizim kaynaklarımız çocuğun doğduğunu, küçükken vefat ettiğini de yazıyor. Böyle büyük bir olay olsa sadece şii kaynaklar aktarmazdı yani. Gizlenemeyecek bir olay bu. Esasen bu yol hadis rivayetlerinde çok sık