Rahat döşeğinde ölmeyen İsa'nın mezarı etrafında, çepeçevre, Müslüman jandarmaları nöbet beklemektedir. Kilise içinin her parçası bir başka millete ayrılmış olduğunu yazmıştım: Her millet kendi yerini süpürür, yıkar ve taşı üstüne yalnız o milletin ayağı basar. Birinin süpürgesi ötekinin taşına dokundu mu, cinayet olur ve İsa'nın mezarına gözyaşı yerine kan sıçrar.
Şişli bastonlar gibi, Kudüs'te hançerli putlar vardır.
Oysa herkes öldürür sevdiğini,
Bunu böyle bilin,
Kimi bir hazin bakışla öldürür,
Kimi latif bir söz ile,
Korkaklar öperek öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle!
Kimi gençken öldürür sevdiğini,
Kimi ihtiyarken;
Kimi şehvetli ellerle boğar,
Kimi sevdiğini altına boğar:
Merhametlisi bıçağını savurur,
Çünkü böyle ölen çabuk soğur.
Kimi az sever, kimi çok,
Kimi alır, kimi satar;
Kimi öldürürken gözyaşı döker de,
Kimi gözünü bile kırpmaz:
Çünkü herkes öldürür sevdiğini,
Ama herkes öldürdü diye ölmez.
*
Yet each man kills the thing he loves
By each let this be heard,
Some do it with a bitter look,
Some with a flattering word,
The coward does it with a kiss,
The brave man with a sword!
Ahlaksızlık, verdiği sözü kime karşı olursa olsun, yapamamaktan acı duymamaktır.
Ahlaksızlık, bütün insanlara karşı, Allah'ın kulu diye, saygı duymamaktır.
‘Dünyada yaşayanlar için, pencerelerden içeriye günışığı sızıyordu ama bu ışığın parıltısı ve sıcaklığı algılayamayacağı kadar uzaktı ona. Onu çevreleyen hava hala soğuk ve karanlıktı. Acı kaynağı etini yakan ateş değil, işte bu sonsuz yabancılaşmaydı.’