Yakup Kadri’nin 1956’da yazdığı romanı.
Roman bir kadın karakterin dilinden anlatılıyor. Münire, kendisini çok roman okuyan bir kadın olarak tasvir ediyor ve hayatının romanını yani Hep O Şarkı’yı yazıyor.
Sanıyorum ki Yakup Kadri, anlatıcıyı ilk kez yazmaya oturmuş bir kadın yazar olarak tercih ettiği için anlatımda kafa karışıklıkları, araya girmeler gibi akışı bozan bazı kısımlar kullanmış. Yazarın kendisi değil de Münire olduğuna inanmamızı önemsemiş. Ve acemilik belirtilerinin altını çizmiş.
Bu tarz araya girip ne anlatacağını önden söyleme gibi detayları, yazarın varlığını fazlasıyla ön plana çıkardığı için pek sevmem. Ama Yakup Kadri’nin diğer kitaplarını okurken duygu ve ruh hali betimlemelerini beğendiğim için Hep O Şarkı’yı okumaya devam ettim.
Sultan Abdulaziz döneminde yan yana iki yalıda yaşayan çocuğun arkadaşlıktan aşka varan öyküsü; öykünün devamında o dönemki toplumun gereklilikleri sebebiyle bu aşkın ve iki çocuğun ziyanı.
Yakup Kadri, osmanlı toplumunun modernleşmesi sürecine şahit olmuş bir yazar olarak üstüne düşeni yapmış; o dönemleri bugünlere aktaran romanlar yazmış. Bu da onlardan biri. Münire ile birlikte yıllar yaşıyoruz ve giyim kuşam, eğlence, aile içi ilişkiler, yaşayış biçimi gibi konuların değişimini görüyoruz.
Tüm bunlar esnasında Münire ve Cemil Bey’in bazen tatlı ama çoğunlukla tatsız yaşamlarını okuyoruz.
Bu gelgitler Mauppasant’ın Bir Hayat adlı romanının son cümlesini anımsatıyor:
Yaşam böyledir işte… Görüyorsunuz ya… Ne sanıldığı kadar güzel ne de korkulduğu kadar kötüdür.
Hatta Münire de bir yerde benzer bir ifade kullanıyor:
Lakin, şu satırları yazdığım sıradaki ruh halimi bilseniz bunu pekâlâ mümkün ve münasip bulursunuz. Ben, şu anda, iki ayrı insanım. Biri her şeye ağlıyor; öbürü her şeye gülüyor. Daha doğrusu, bir Münire var