Tanıdığım insanların çoğu aslında ebeveynlerinden şikâyet eder; tıpkı delikanlıyken benim de annemden şikâyet etmem gibi. Ama tamamen tarafsız olarak şunu söyleyebilirim: O hem içi hem dışıyla dünyanın en güzel kadınlarından biridir. Tanıdığım en az bencil insandır. Onun gibi kadınlar bugün de var mı, yoksa geçmişin tozlu raflarına mı gömüldüler?
Tanrım! Eskiden sahip olduğum, ama o zamanlar kıymetini bilmediğim küçücük şeyleri çok özlüyorum. Sislerin içinde kaybolmadan havadan sudan konuşabilmek, şakalaşabilmek, insanların ismini hatırlayabilmek, kitap okuyabilmek ya da film izleyebilmek. Sislerin içinde yolunu kaybetmeden yürüyebilmek ya da araba kullanabilmek.
Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamızın ortasına inen bir yumruk gibi sarsmıyorsa, niye boşuna okuyalım ki? Bizi mutlu etsin diye mi? Tanrım! Mutlu olmak için kitap okuyorsak hiç kitabımız olmasın daha iyi; bizi mutlu eden o kitapları yeri geldiğinde kendimiz bile yazabiliriz. Bizi yıkıma uğratan ve derin bir kedere boğan kitaplar okumalıyız; öyle ki bir kitap, kendimizden daha çok sevdiğimiz birinin ölümüne tanık olmuş kadar, ormana sürgün edilip herkesten uzaklaşmış kadar, bir intihar kadar etkilemeli bizi. Bir kitap, içimizdeki donmuş denizin ortasına inen bir balta olmalıdır.
—Franz KAFKA
"Kulenin en tepesinde şiir yer alır, en azından yazıldığı zamanlarda öyleydi. Başka hiç bir şey ondan yükseğe çıkamaz, insanın ruhuna ve aklına ondan daha derinlemesine etki edemez."