Her sayfasından neredeyse bir alıntı yapabileceğim kitaba en layığının inceleme yazmak olduğunu düşündüm..
İçeriğinde bir yazarın, yazarken biçimsel ve düşünsel olarak nasıl ilerlemesi hatta yazmadan evvel yazısına nelerle başlaması gerektiğine kadar inmiş olan Schopenhauer klasik sivri diliyle açıklamalarını yapmış.
“…
-Kaç çeşit yazar vardır?
-Bir kitap hiçbir zaman eser sahibinin düşüncelerinin suretinden daha fazlası olamaz.
-Yürüyüş için baston neyse kalemin ucu da düşünce için odur.
-Çok konuşur ama hiçbir şey anlatmazlar.
-Hiçbir çaba konuştuğu şekilde yazma çabası kadar yanlış olamaz.
-Bir klasik nasıl yazılır?
-Yazarın anlatmak istediklerinin sadece kendisi tarafından bilinmesi yeterli değildir.
-Fransız yazarlar neden daha güzel yazarlar?
-Günümüz edebiyatının beyin ölümünün mimarları bu satılık kalemlerdir.
…”
…/başlıklarıyla kitap bölümlendirilerek farklı konulara yer verilmiş. Dilbilgisinden tutun da ulusal gazetelerin yazımlarının içeriğine, yazarların tutumundan okurların düşüncelerine kadar nice konuya yer vermiş. Olumsuz eleştirileri keskin dille tarifi de olmuş tabii ama bu Schopenhauer okuyanların alışık olduğu tutumdur.
İtiraf edeyim fikirlerime çokça destek alabileceğim görüşlere denk geldiğim için ayrıca beğendim. Biçimsel olarak iyi olması gerektiğinden, gramerin/ dilbilgisinin kuvvetli olmasının öneminden bahsetmiş, çokça katılıyorum, yazmak için yola çıkan bir kalemseverin ‘ben yazarım ya onlar anlasın’ diye yaklaşması veya bu mutfağı hiç bilmeden yazmaya girişmesi bence eksik, üzülerek yazıyorum ki mükemmelliyetçilik değil bu, lise müfredatında öğrendiklerimizden bile bihaber yazıları okumak bana eksik geliyor. Neyi nasıl yazacağını bilmeden yazıyorsa o kişinin amacı boş sayfa doldurmak gibi geliyor bana, eylemsel olarak yazmak gibi,