Kuruldu bir âlem her günkü dünyamızdan uzak,
Kaybolduğum düşüneceye ve kendime yakın.
Kuşlar, dizi dizi kuşlar... Kuşlar, akın akın...
Rüyam benden bu akşam ve ben rüyamdan uzak.
Ama kolaylıkla elde edilen bir varlığı taşımak çoğu zaman mutsuz olan varlığı taşımaktan daha zordur. Doygunluk da Açlık kadar mideye rahatsızlık verir.
Zaten bir felakete sükûn ve itidalle tahammül edenlerin manzarası, o felaket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir. Kuru ve sabit gözlerin arkasında nasıl bir Ateşin yandığı; yavaşça kalkıp inen göğsün içinde nelerin kaynadığı bilinmediği için, insan mütemadi bir ürkeklik ve tereddüt içinde üzülür...
İnsanların içlerindeki sorgulayan ve faal olan kuvvetleri hapseden sınırlandırmalara baktığımda, tüm yapıp edilenlerin zavallı yaşamlarımızın süresini uzatmaya yönelik olduğunu fark ediyorum; dahası, bu sorgulamanın belli noktalarındaki her türlü rahatlama, hayali bir kabullenemeden ibaret, çünkü içinde tutsak olduğumuz duvarları, rengarenk şekiller ve ışıltılı manzaralarla süslemekten başka bir şey yapmıyoruz- bütün bunlar karşısında dilim tutuluyor Wilhelm. Kendi içime dönüyor, orada kendime ait bir dünya buluyorum! Ama içimdekiler daha çok sezgi ve karanlık bir ihtirastan ibaret; tasvir edilmiş bir şey ve canlılık kazanmış bir kuvvet değil. O zaman duygularımın karşısında her şey dalgalanmaya başlıyor, bense böyle hayallere dalmış bir halde dünyaya gülümsemeye devam ediyorum.