Barut çağının "küresel cephaneliği" 1500-1800 ara sında bozkır savaşçılarının askeri üstünlüğünü sona erdirmişti. 16. yüzyıla gelindiğinde, kabile mikropolitikası ile imparatorluk makropolitikası arasındaki diyalektik bir yandan İç Asya kabile oluşumlarını öğütüp bu kabilelerden gelenlerin birçoğunu bir yandan ortak Tatarlar adıyla bozkıra fırlatıp atarken, diğer yandan da Anadolu'da modern, kabile kimliğini özde kaybetmiş bir etnik Türk grubunun temelini atmıştı. Sadece Türkler değil, Asya boyunca yerli halklar son büyük imparatorlukları kurdular. İç Asya bu momenti koruyamadı ve Cengiz hanedanının mirası 18. yüzyılda tükendi. İç Asya'daki Türk halkları ve diğer yerli halklar, nihai olarak imparatorluk kurma inisiyatifini yabancı ellere kaptırdıklarını görecek ve bunun bedelini pahalıya ödeyeceklerdi. Güneylerinde, Osmanlılar, Safeviler ve Hindistan'daki Timurlu-Mugaller imparatorluk inşa etmeyi sürdürdüler, böylece İslam uygarlığı tarihinde yeni bir sayfa yazdılar. Sınır bölgesinde bir mikro siyasi birimken merkezileşen bir makro siyasi birime doğru dikkate değer bir değişim geçiren, sonra ayan sistemiyle merkezden yönetimden uzaklaşıp 18OO'den sonra tekrar merkezileşen Osmanlı İmparatorluğunda, Safeviler çöküp Mugaller Hindistan'ın kontrolünü ellerinden kaçır dıktan sonra bile, Türk-İslam siyasi geleneği gelişimini sürdürdü. Bir sonraki büyük dönüşüm 19. yüzyılda görülecek, Türk halklarının dünyası modernliğin yeni yeni ortaya çıkmakta olan küresel bütünlüğüne eklemlenecekti. Türk toplumlarının dokusundaki girift desenler de, Türk-İslam mirasına özgü motiflerin yanı sıra küresel modernliğin standart motifleri de yer alacaktı.
—Safevi, Osmanlı ve Mugal—
Bu imparatorluklar eskiden yükselme ve gerileme açısından analiz edilirlerdi; ama kökleri İç Asya'nın göçebe kabile mikropolitikalarında olan devletler için, göçebe siyasi bi rimlerinin, kurulmalarından hemen sonra birkaç kuşak içinde yükselen ve alçalan karakteristik yaşam döngüleri bize daha uygun bir analoji sunabilir. İbn Haldun'un Kuzey Afrika'da göçebe devlet oluşumu incelemesinden çıkarsadığı gibi, bu bir yoksulluktan servete ulaşmanın, sonra yine yoksulluğa dönüşün öyküsüdür; her yeni fatih ordusuyla gelip şehirleri ele geçirir, lüks hayata gömülür ve bir sonraki fetih dalgasının avı olur. Belirli bir zaman diliminde, bu siyasi birimlerin en büyük zaafının ikta sistemindeki bölücü eğilimler olduğu görülür; yani eskiden otlakların parça parça dağıtılması gibi, yeni imparatorluğun eyaletleri de hükümran hanedanın üyelerine dağıtılmaktadır. Ancak Osmanlılar, belki de benzersiz şekilde, eski hanedanların uygulamalarından, böyle bir parçalanmadan her ne şekilde olursa olsun kaçınılması gerektiği dersini çıkarmışlardı.
O bilim defterinden bir fal açtım geçende
Ansızın o defterin neler gördüm içinde
Halden anlayan biri yorumladı falımı
Dedi: Ay yüzlü güzel, bir de yıl gibi gece