“Unutmamamız gereken bir hakikat da şu: Düşünen ve temaşa eden varlığı yani insanı yeryüzünden kovarsak, o ulvî ve dokunaklı tabiat kasvetli ve dilsiz bir sahne olup çıkar. Kainat susar, her tarafı sessizlik ve gece kaplar. Geniş bir inzivagâha döner âlem. Şahidi kalmayan olaylar, karanlık ve sağır, geçip giderler. İnsan olmasa varlıkların ne değeri kalırdı?... İnsan, kainatta olduğu gibi, eserimizde de baş yeri işgal edecek. Mevcudatın ortak merkezi o değil mi? Kalkış noktamız da, varış noktamız da o olmalı. Kendi hayatımla benzerlerimin mutluluğunu düşünmeyeceksem, tabiattan bana ne?”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bu kadar çok beğeneceğimi asla tahmin etmedim açıkçası.
Bir Albert Camus Yabancı'sı, bir Yusuf Atılgan Aylak Adam'ı tadı bıraktı bende. Üç kitaptaki karakterler de gözümün önüne geldi kitap boyunca. Hayatın anlamsızlığı, babalığın ağır geldiği bir adam, sorgulayış, varoluşsal sancılar... Oldukça sert mesajlar içeren bir kitap. Bir olaydan çok, olgu temelli bir kitap. Rahatsız edici türde seni sana bırakan bir yapıda ilerliyor eser. Yazar, seni köşeye sıkıştırmış. Kitap, kesinlikle kendini ele verdirmiyor. Hep kaçıyor, sen ise yakalayamıyorsun. İçerisinde o kadar farklı mesajlar barındırıyor ki. Kendisini yalnız bırakan bir adam, yalnızlığının da farkında, aslında yalnız olmamak da onun elinde. Ama bunu tercih ediyor. Hayatı sorguluyor. Sorguladıkça da boğuluyor. Kacamiyor kendinden. Ve yine ilerledikçe toplum tarafından dışlananlar, toplumun ahlaki değerlerinin dibe vuruşuna da şahitlik ediyoruz.
Son zamanlarda okuduğum en güzel kitaplardan biri oldu. Beni oldukça şaşırttı.