Tarihin gayr-i İslâmî uzantıları ve mevcut toplumun gayr-i İslamî kuruluşu yüzünden birçok Müslüman yaşayışında bir denge kurmak, yaşadıklarını ahenkli kılmak için birçok bahane arayıp bulmak zorunda kalıyor.
Akıl ve istidlâl sahibi, kendi fikrinin bir ürünü olarak 'işte bu görüş gerçektir, doğrudur' diye bir sonuca ulaşabilir. O görüş kendi zihninin, kendi aklının bir çıkarımı, kendi fikrinin bir ürünü olduğu için, ona yönelik sevgisi güçlenir. Bazen bu sevgi o kadar güçlenir ki, o görüşün doğruluğu veya yanlışlığı üzerinde düşünmesine dahi engel olur. Hatta bu sevgi o dereceye ulaşır ki, o durumun yanlışlığını gösteren bir delil duyduğunda onu anlamaz, o delilin niteliğine vakıf olmaz, üzerinde durmaz. Aynen 'Bir şeyi sevmen (seni) kör ve sağır eder' denildiği gibi..." (Fahruddin er-Razî, el-Metalibü'l-'Aliye, c. 9, s. 38-39)
“Bir kimsenin Cenâb-ı Hakk'ın celal sıfatıyla edeplenmeden (sıkıntı ve mihnet içinde pişmeden) önce, O'nun cemalini müşahede ettiği iddiasında bulunduğunu görürsen onu terket, çünkü o (hali ve diliyle insanları aldatan) bir sahtekârdır."