“Yalnız kalamayan insan sürekli meşgul çalan bir telefon gibidir ama farkında değildir. Kendini aramak aklına bile gelmez. Rehberinde koca bir dünya vardır ama kendisi yoktur. Kendini bulmasın, görmesin ve hissetmesin diye belleği bünyesini tarumar eder, hafızası oyunlar oynar.
Kendiyle baş başa kalamadığı her an mutlu görünmek zorunda hisseder. Oysa mutsuzsan mutsuzsundur. Nedir bu mükemmel görünme telaşı?
Hiçbir ihtiyacın yokmuş gibi, her şeye
sahipmişsin, aşkların en güzeline ve pahaların en biçilmezine sahipmişsin gibi yaşamanın bir bedeli olmayacak mı?
Çok ağır bir bedeli var oysa:
Sen kendine dost değilsin."
Öz değer duygusu zayıf, benlik algısı yeterince güçlü olmayan, hayatın doğal akışına karşı savunmasız, yaşamsal becerileri gelişmemiş, kendine güvenmeyen, kaybetme korkusu yüksek, dışlanmayla ve reddedilmeyle baş edemeyeceğine inanan, krizden çok korkan insanlar, doğal olarak kontrolcü bir yaklaşım gösterirler. Her şeyi bilmek, denetlemek, her şeyden haberdar olarak her ihtimali gözden geçirmek ve ihtimaller silsilesini denetim altında tutmak gibi mantıksız ve imkânsız bir tutum içindedirler.
"Yaşayan insanlar yumuşak ve hassastır. Cesetlerse sert ve katı...
On bin şey; Yaşayan otlar, ağaçlar, yumuşaktır, esnektir. Ölünce kuru ve kırılgan...
O yüzden sertlik ve katılık ölüme aittir, Yumuşaklık ve hassasiyet hayata...
Sert kılıç kırılır, eğilmeyen ağaç devrilir.
Sert ve yüce göçer gider.
Yumuşak ve zayıf ayakta kalır."
- Lao Tzu, Tao The Ching'
Yaşam soluğumuzun kaynağını soruyorsun
Çok uzun bir hikâyeyi özetlemek gerekirse
Derim ki çıkmış ummanın derinliklerinden
Sonra umman yutuvermiş onu yeniden.