Buket

Buket
@__skairipa
Yol benim, yollar benim...
Söylesek? Bilseler?
Puan vermedi·200 syf.··
2026 8. kitabı
Bu kitabı ikinciye okuyorum. Gönüllü velilerimle oluşturduğum kitap grubunda bu ayki kitabımız Söyleme Bilmesinler oldu. Anlamanın gücü, anlaşılmamanın çaresizliği ve anlamlandıramadıklarımızın kitabı. Bu kitabı okuduktan sonra insanlara artık az önce baktığınız şekliyle bakamayacaksınız. Bir aile, farklı isimler, farklı hayatlar… Temassızlığın doğurdu anlaşılmamışlık, anlamlandıramamışlık… 200 sayfalık bir kitaba 200 sayfalık inceleme yazılsa yeridir. Kitabı okumaya başladığınızda kızdığınız her karaktere tanık oldukça kızdığınız için suçluluk duyuyorsunuz bir miktar. Çünkü anlamaya başlıyorsunuz. Bilmediklerimizin gözümüzü kör ettiği, bilmediğimiz kadarıyla yetinerek yargıya vardığımız bir dünyadayız. Bir şey hakkında bir fikre sahip olmak kolay olmamalı. Ancak bizler her şey hakkında bir fikre sahibiz! Peyami Safa’dan bir alıntı geldi bu noktada aklıma: “Suçlamak, anlamaktan daha kolaydır. Anlarsan değişmen gerekir.” Belki de bu yüzden bilmediklerimizle bir yargıya varmayı seçiyoruz. Çünkü bireysel sorumluluğumuzdan çokça arınık olduğumuz bir yer orası. Bildiklerimiz arttıkça bireysel kontrolümüzün ve seçimlerimizin daha çok devreye girdiğini gördüğümüzden mi kaçıyoruz bilmekten? Bu yüzden mi kestirip atarak rahatlığı seçiyoruz? Değişmemek için mi? Yapabileceğimiz bir şey olmasın diye mi? Sadece karşımızdaki sorumlu olsun diye mi? Kitapta tüm karakterler kendi dünyasına göre haklı. Farklı haklılıkların birleştiği yerden haksızlıklar doğabiliyor bazen. Onu anladığım yer benim acı kaynağım olabiliyor bazen. Ne zor bir ikilem. Hiç anlamamak daha büyük bir acı olsa gerek. “Fakat dün akşam, babamın söylediği şey içimdeki bütün boşlukları doldurdu sanki. Hiçbir şeyi düzeltmedi ama boşlukları doldurdu. Olmayan, olamayan, yarım olan her şeyin anlamsızlığı anlamlı hale
1000Kitap
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,3bin okunma
Reklam
Mutlu ölüm olur mu?
Puan vermedi·152 syf.··
2023 21. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 10 Temmuz 2023 13:05
Uzun zamandır bir kitaba inceleme yazma isteği doğmuyordu içimde. Albert Camus’un Mutlu Ölüm’ünü okurken kendi kendime konuştuğum hatta yazarla konuşuyormuşum gibi hissettiğim çok yer oldu. Varoluşu, yaşamın anlamını bu kadar anlaşılır anlatabilmesi Camus’a olan hayranlığımı artırıyor. Kitabı Kadıköy’de bir kitapçının kapısının önündeki sepette görmüştüm. Ve kitabın ismini gördüğümde aklıma gelen ilk şey şu oldu: “Nasıl ya, mutlu ölüm mü olur?” Bu sorunun çekiciliği üzerine kitabı aldım ve okumaya başladım. Kitap, Doğal Ölüm ve Bilinçli Ölüm olmak üzere iki ayrı bölümden oluşuyor. Kitabın ana kahramanı Mersault. Mersault bir memur. Bedenen güçlü ve aşk hayatı da yoğun biri. İlişkisi olan kadınlardan Marthe’nin vesilesiyle Zagreus ile tanışır ve kitabın ana parçası onunla olan iletişiminde gizlidir. Zagreus’un ölüm şeklini spoiler olacağı için yazmayacağım. Ama kitabın en düşünülesi, en sorgulanası yerlerinden biri. Bana Suç ve Ceza kitabını hatırlattı fazlaca. Kitabı okurken yaşamımın anlamının ne olduğu üzerine düşündüm. “Ne olursa, nasıl yaşarsam mutlu ölürüm?”, “yaşamımı anlamlı kılacak örüntü ne?”, “nasıl yaşarsam öldüğüme değer?” ... Hatta aklıma gelen sorulardan bir diğeri de şu oldu: “ölürken son anımda nerde, nasıl ölmek beni mutlu eder? Yanımda biri olmalı mı?” Mersault’un ilişkilerindeki tutarsızlık da ilgimi çekti. Bir kadını tam anlamıyla sevdiğini ve bağlandığını görmedim. Ama aynı zamanda o kadını kıskanıyor. Duyduğu sevgiden değil de birine sahip olmanın verdiği gururdan ve güç hissinden kaynaklanıyor olsa gerek. Yani her şey, kendini nasıl hissetmek ve tanımlamak istediği ile alakalı. Karşısındaki kadın sadece konu mankeni. Kendimizi sıfatlarla tanımlamaya ne çok bayılıyoruz! İlla bir etiketimiz olacak ve insanlara bu etiketi anlatacağız. Oscar
Edebiyat
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20166,2bin okunma
Puan vermedi·296 syf.··
2021 20. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2021 23:20
  "Izdırap çekiyorum. Sen de beni seviyor musun?" diye inliyor. Yanında duran Açığma-Kün "Sus, sus, ben de ızdırap çekiyorum." diye yanıp yakılıyor. Fakat "Ben de seni seviyorum." demiyor ve yıllar böylece akıp gidiyor." Edebiyat öğretmeni Ayşe Pusat eşi Selim Pusat'a sonunu paylaştığım bu Uygur masalını anlatıyor kitabın başında. Bu masal kitapta yaşanacak olayları tanıtıcı nitelikte.   Selim askerî lisede iken şiirler yazan ancak akademiye girince kendini harbe adamış bir adam. Cumhuriyet ve kralcılığın yarattığı çatışmalı bir dönemde Selim padişah taraftarıdır. Erlik, savaş, mücadele onun için en yüce şeydir. Selim, mesleği olan askerlikten savunduğu fikirler neticesinde ihraç edilmiş ve bunun sonucunda hayatının anlamı kaybolmuştur. Hapse girmiş ve çıkınca da kendini eve kapatmış, insanlara olan öfkesinden dolayı yaşamaktan uzak kalmıştır. Eşi Ayşe onu hayata döndürmek adına elinden geleni yapmaya çalışan, Selim'in alaycı sözlerini sineye çeken ve kocasını çok iyi tanıyan bir kadın. "Son cümlenin büyük bir kırılganlıkla söylendiği belliydi. Bunu en çok Ayşe anlamış ve Selim'in en duygulu yerinden yaralanmasını hiçbir zaman istemediği için bu eve geldiğine pişman bile olmuştu." Sizi gerçekten seven birinin yaralarınızı bilmesi aslında bu kadar güzel bir şey. Olası ihtimalleri düşünerek sizin yaranızın tekrar açılmasını engelleyecek, koruyacak girişimlerde bulunur ve gerekli tedbirleri alır.   Aslında kitaptaki olayları anlatmaktan ziyade etkilendiğim şeyleri paylaşmak istiyorum. Kitapta beni en çok etkileyen Selim'in iç muhakemesi oldu. İnsanın kendisiyle savaşması ordularla savaşmasından daha zor. Savunduğu fikirlerle, evli olmasıyla çatışan bir durum içinde bulunan Selim'in kendisiyle verdiği mücadelenin zorluğu etkiledi. İnsan bazen kendisine söz geçirmekte nasıl
Edebiyat
Ruh AdamHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 201934bin okunma
Biz yaşamak korkusunu dünyaya beraberimizde getiriyoruz.
Puan vermedi·400 syf.··
2020 36. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 10 Aralık 2020 01:16
Yine Peyami Safa ve yine mükemmel bir roman: Biz İnsanlar. Biz İnsanlar, Peyami Safa'nın son romanıdır. Yani ustalığının zirvede olduğu bir dönemde yazılmıştır. Olaylar, Milli Mücadele döneminde geçmekte ve kitapta materyalizm, sosyalizm, mandacılık ve milliyetçilik akımlarının etkisi görülmektedir. Orhan, materyalist bir öğretmendir. Babasının ve çevresinin dini görüşünden, sorgulamayan yapılarından dolayı onlardan uzaklaşmış ve kendi yolunu çizmiştir. Her şeyi mantık çerçevesinde düşünen, ciddi, realist bir kişidir. Ancak bir kişi var ki onun duygularını bastırdığı yerden çıkaracak ve materyalist kişiliğini değiştirecektir. Vedia, annesini ve babasını kaybetmiş, piyano çalan, kitap okuyan bir karakter. Aslında Vedia benim için çelişkilerin karakteridir. Çünkü birçok tipi içinde barındırıyor. Normal olaylara anormal tepkiler veren, çok küçük şeylerde bile oldukça hassas, büyük olaylara karşı tepkisiz, hislerini fazlasıyla anlamlandıran bir karakter. Balkonun kapısını açan rüzgarın bile ona bir işaret verdiğini veya bir şeye vesile olacağını düşünür. Orhan ve Vedia kitabın ana karakterleri. Orhan'ın öğrencilerinden Cemil, Tahsin'e "eşek Türk" dediği için Tahsin Cemil'in kafasına taş atıyor ve Orhanla Vedia'nın hikayesi bu olayla başlıyor. Cemil'in ailesi Türk olmasına rağmen Türklere hakaretler eden, Fransızları evinde ağırlayan bir aile. Safa'nın romanlarının ortak özelliği olan Doğu-Batı çatışması bu romanında da görülmektedir. Orhan bu olayda milliyetçilik duyguları ile Tahsin için elinden geleni yapmıştır. Tahsin'in babası da benzer bir olay yaşamıştır ve bu yüzden ikisini de milliyeti müdafaa eden kişiler olarak görürler. Kitapta materyalizmin, determinizmin, kapitalizmin tartışıldığı bölümde Orhan'ın fikirleri biraz değişecektir. Ve önemli bir soru
Edebiyat
Biz İnsanlarPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 20233,742 okunma
Yalnızım, evet, herkes yalnızdır, yalnızız.
10/10
·443 syf.··
2020 28. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 17 Ekim 2020 00:26
"Romanın konusu insandır." diyor Peyami Safa. Her şeyden önce insan ruhunun izah edilmesi gerektiğine inanıyor. İnsanın iç macerasını, ruhunu derinlemesine analiz eden, saptama ve çıkarımlarını okuyucuya ustalıkla aktaran, tahlil yeteneği mükemmel bir yazar. Yalnızız; gittikçe yalnızlaşan ve bireyleşme yolunda ilerleyemeyen insanı, içindeki benlik çatışmalarını, materyalist yaklaşımın çözüm olmayacağını konu edinmektedir. Gittikçe maddeye bağımlılaşan, özünü ve kendini tanımaktan uzaklaşan yani kendine yabancılaşan insanı anlatıyor. Modernleşme ile kalabalıklar ve etkileşimler artsa da daha da yalnızlaşan insan diye bir gerçek var. Sürekli içsel bir çatışma içinde olan, benliğini bütünleştiremeyen ve bu yüzden yolunu kaybeden insan... Eserde Samim karakteri ideal insanı temsil etmektedir. Safa, tahlil yeteneğini bu karakter ile konuşturmuştur. Samim, gözlem ve çıkarımları ile Meral'in söylediği bütün yalanları anlamıştır. Maneviyata oldukça düşkündür. Samim, ideal karakter olmanın yanı sıra ideal ama olmayan dünyanın yani ütopyası 'Simerenya'nın yaratıcısıdır. Ancak Samim daha önceden sevdiği kadının kızını severek doğru biri oluşu ile ilgili kafamda soru işaretleri bıraktı. Samim'in kardeşi Besim ise onun tam tersidir. Besim, zevk için yaşayan, derinliği olmayan bir karakterdir. Hayatında anlamın eksik olduğu kişiler er geç Meral'in de mektubunda yazdığı gibi 'kendi kendinden nefret' aşamasına gelecektir. Samim'in kardeşi Selmin ve sevdiği kız olan Meral yaşamının anlamını bulmakta zorlanan iki karakterdir. Samim, ikisine de bir nevi babalık yapmıştır ve anlamsızlık çukurundan onları kurtarmaya çalışmıştır. Samim'in izinden giden Selmin, Meral'in seçtiği kurtuluş yolunu seçmemiştir. Romanda yer alan bir ifade var: Dip zıtlık. "varlıkla yokluk arasındaki zıtlığa
Edebiyat
YalnızızPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202227,2bin okunma
Reklam