"Şimdi tutturduğum yolu sonuna dek sürdürmek zorundayım; okumazsam, kendi bildiğim gibi çalışmazsam, hiçbir şey yapmazsam, aramaktan vazgeçersem, işte o zaman yok olurum. En acı yazgı olur benimki."
Bir kadın aşırı sorumluluğun (ya da aşırı saygınlığın) kendisine gerekli olan yaratıcı dinlenme, mola ve esrime anlarını çalmasına izin vermemeye dikkat etmelidir. Basitçe ayak diremeli ve yapıyor olması "gerektiğine" inandığı şeylerin yarısına hayır demelidir. Sanat yalnızca çalınmış anlarda yaratılmak için düşünülmemiştir.
Kadınlar, yapmamak için yıllarca çeşitli nedenler bulduktan sonra, tekrar şarkı söylemeye başlarlar. Kendilerini uzun bir süredir yürekten hissettikleri bir şeyi öğrenmeye adarlar. Hayatlarındaki kayıp insanları ve şeyleri ararlar. Seslerini geri alırlar ve yazarlar. Dinlenirler. Dünyanın bir köşesini kendilerinin kılarlar. Büyük ve ciddi kararları yürürlüğe sokarlar. Ayak izleri bırakan bir şey yaparlar.
Klasik Jungcu psikoloji, ruhun kaybının özellikle orta yaşlarda, otuz beşinde ya da daha sonra ortaya çıktığını vurgular. Ama modern kültürün içinde yaşayan kadınlar için ister on sekizinde, isterse sekseninde olsunlar, ister evli isterse bekâr olsunlar, soyağaçları, eğitimleri ya da ekonomik durumları ne olursa olsun ruh kaybı gündelik bir tehlikedir.