"Şimdi tutturduğum yolu sonuna dek sürdürmek zorundayım; okumazsam, kendi bildiğim gibi çalışmazsam, hiçbir şey yapmazsam, aramaktan vazgeçersem, işte o zaman yok olurum. En acı yazgı olur benimki."
Bazı kitaplar vaktini bekler gibidir ya bu kitap da benim için öyle bir kitaptı.
Uzun zamandır okunacaklar listemde vardı ama bir türlü sıra gelmiyordu. Ablam kendisi için almış ve ben staja başlayınca "İnce kitaplar yolda çok iyi gidiyor." diyerek tam da staj yoluna yaraşır bu kitabı okumaya başlamış oldum. İşçi sınıfının ısrarla göremediği ya da görüp de çözmek için enerji sarf etmediği meseleleri ele alıyor diyebiliriz. Üretim ve tüketim, üreten ve tüketen arasındaki çarpıklıklara dikkat çekiyor ve üretmek için heba olmanın anlamsızlığına vurgu yapıyor. Tüm bunlar iyi hoş ama kitaptan kafamı kaldırıp ofise girdiğimde tam olarak tüketime teşvik edici tasarımlar çıkarmak için bütün gün kafa yoran ben için işler iyice tuhaf bir hâl aldı. Kapitalist sistemi hiçbir zaman hoş görmedim. Buna rağmen içine çekilmiş olduğumu görmek, öyle ya da böyle çok daha fazla çekileceğimi biliyor olmak tuhaf hissettiriyor.
Bir yandan aşırı çalışarak kendini heba eden, bir yandan da azla yetinerek ot gibi yaşayıp giden emekçilerin bu çifte ahmaklığı karşısında kapitalist üretimin sorunu artık üretecek adam bulup üretim güçlerini çoğaltmak değil; tüketecek insanlar bulmak, onların iştahını kabartmak ve onlarda yapay ihtiyaçlar yaratmak olmuştur.
Bazı acılar canını yakacak, öğretecek ve zamanla azalarak bitecek! Bazı acılarının ise zamanla hafifleyeceği ama bitmeyeceğini unutma! Derin acı hissettiğin anlarda içinde kırk tane mum birden yanmaya başlayacak. Sonra her gün teker teker bu mumlar sönecek. Geriye kalan tek bir mumun sönmeyeceğini, onun içinde hep yanacağını kabul ettiğinde, onunla baş etmeyi öğrendiğinde, içindeki armağanı aldığında güçleneceksin!