Deidamia

9/10
·246 syf.··
Beğendi
·
2021 7. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2021 23:52
Tonlarca iyi kitap okuyup defalarca etkilenmişizdir. Bazen sanatı, bazen kurgusu çarpar: "Fakat oraya nasıl bağladı hissettirmeden, ne ustaca!" deriz keyifle. Bu öyle bir kitap değil. Yalın ve gerçek. Hepimiz gitmek istiyoruz ya son zamanlarda, giden birinin "gerçek" dünyası. En çok da bu yüzden etkileyici sanırım. Dolambaçsız, samimi. Gitmek demek illa ki yurdu terk etmek değil. İnsan kendi içindeki yurdunu terk eder bazen. Bazen birinden gider, bazen kendinden gider insan sadece. Her gidiş aşağı yukarı aynı sancılara gebedir. Her gidiş, her dönüş, her değişim yeniden doğmaktır ne de olsa. 3 bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde yazar gitmeye karar verme sürecini, gidişini ve yerleşme sürecini anlatıyor. Bu kısmı büyük merak ve heyecanla okudum. Aynı gün birkaç saatte tamamladım hatta. Genelde bu tür hikayelerde prosedürler ve "Bak nasıl başardım ama!" hakimken ben en çok duygularını merak ederim gidenlerin. Her sabaha "Oh, iyi ki de gittim, her şey harika." diye uyanmadıkları malum ama pek duymayız bu kısmını, perde ardında saklıdır. Böyle yapmakta haklıdırlar da. Bu zamanda "Düştüm ben." diyebilmek çok cesurca. Kitabın ilk bölümü daha çok sürecin akışına dair olsa da duygularını da aktarmaktan kaçmamış yazar. Kitabın ikinci bölümünde İtalya izlenimleri var. Burada da iyisiyle kötüsüyle, insanıyla, doğasıyla, prosedürleriyle ne varsa, ne hissettiyse anlatmış yazar. Buraya kadar keyifle okudum, heyecanlandım, çoğunlukla hak verdim. Ama benim için sürpriz çıkan son bölüm beni en çok etkileyen kısımdı. Günlükler bölümü. O vakte kadar okuduğum her şeyin ardındakileri görmem için perdeyi aralayan bir çubuk. "Düştüm ben." diyebilen birinin "Kalktım ben." demesindeki heyecanını paylaşabiliyorsunuz. Yazar tüm samimiyetiyle karşınıza oturup dertleşen bir dostunuz sanki.
Edebiyat
Türkiye’den GitmekGökhan Kutluer · Yitik Ülke Yayınları · 201987 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
10/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2020 48. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Temmuz 2020 12:22
Dino Buzzati ile tanışma kitabım oldu Tanrı'yı Gören Köpek. Beklentisiz girdiğim bu okuma serüveninden dopdolu çıktığımı söyleyebilirim. Öykülerin tamamında ölümü ensenizde hissediyorsunuz ama aynı zamanda bir kabullenişle geliyor bu his. Ölüm, evet, tatsız ama korkunç değil; yaşam güzel ama ancak içini doldurmayı başarınca. Hayatın her yönünden ele aldığı durumları ustaca işlemiş yazar. Belli bir çevreye takılıp kalmaması onun gözlem ve düş gücünün büyüklüğünü anlatıyor. (Spoiler sayılabilir) Mafyalar, zenginler, köpekler ve hatta uzaylılarla karşılaşıyorsunuz kitapta. Bu çeşitlilik okuma zevkini arttırıyor; öte yandan yazarın bakış açısı temelde sabit kalıyor. Böylece fikirlerin bütünselliğini olayların ya da kişilerin değiştirmediğini; farklı yollardan da gidilse insanların ihtiyacının, hayatın, özünde değişmediğini anlatıyor yazar. Yazarın dili akıcı, kitabı elinizden bırakmak istemiyorsunuz. Öyküler de genel olarak kısa olduğu için "Şunu da okuyayım, öyle kalkarım." derken bir bakıyorsunuz 3-4 öykü daha okumuşsunuz. Yazarın seçtiği sözcükler oldukça yalın olmasına rağmen her cümlenin içi dolu. İronileri çözmeyi başarınca kitap daha anlamlı elbette ama altındakine ulaşamadığınızda dahi size çok şey anlatmayı başarıyor. Yazarı genel olarak Kafka, Poe ve Dostoyevski ile anmışlar ama ben kendimce yeni bir Saramago buldum. Akıcılığın ardına gizlenmiş kimi yanıtlanmış, kimi çözülmeyi bekleyen bir sürü soru. Durum öykülerini seviyorsanız, bu kitabı da listenize ekleyin.
Edebiyat
Tanrı'yı Gören KöpekDino Buzzati · Can Yayınları · 20161,993 okunma
8/10
·160 syf.··
2020 39. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2020 18:09
Kitap; yazarın sürgündeki ilk yıllarında geldiği kente bakışı, orada hissettiklerini anlatmasıyla başlıyor. Sonrasında daha çok çocukluk yıllarındaki anılarını anlatıyor. Anlatım tekniği olarak Robert Pinget'nin bir romanında, cinayet olayının sorgulanmasında kullandığı soruşturma  yöntemini kullandığını belirtiyor, yazar. Yazar, 1979'da İsveç'e yerleştikten bir yıl sonra vatandaşlıktan çıkarılmış ve Türkiye'ye ancak 1989 yılında dönebilmiş. Belki de bu zorunlu gidiş nedeniyle yerleştiği kuzey ülkesindeki izlenimleri, hisleri genelde duyduklarımdan hayli farklı. Örneğin kuzey ülkelerinin yaz mevsimine hep imrenmişimdir, o "beyaz geceler"i hep çok güzel hayal etmişimdir ama yazar bundan yakınıyor, geceyi özlüyordu. Bunun yanında  iklimden duyduğu rahatsızlıktan yakınıyor, güneşi özlediğinden de bahsediyordu, insanların yalnızlığına değiniyordu arada hatta insanların yokluğuna.. İstanbul'da, İzmir'de geçirdiği çocukluk ve gençlik yıllarının ardından birçok yönden ona soğuk ve insansız gelen bu kentin sokaklarında çizdiği yürüyüş yollarını anlatıyor. Çocukluğunun ve gençliğinin anılarını anlatırken  dönemin yaşam tarzına, insanların yaşayışına da tanık oluyorsunuz. Birden fazla yerde geçen olaylar o dönemlerde farklı yerlerin farklı özelliklerini de görmemizi sağlıyor. Ancak yine de anlatının baş unsuru yazarın düşünceleri ve hissettikleri olarak kalıyor. Okuması keyifli, anlatımı yoğun bir kitaptı ama bazı bölümlerde başladığınız cümle ara sözle kesilip ara söz içinde açılan parantezle ayrı bir açıklamaya geçiyor sonra cümleye devam ettiğinizde başını kaçırdığınız hissini yaratıyor. En azından ben çoğu cümleye başlayıp açıklamaları bitirince başa dönmek ve bu kez açıklamaları atlayarak yeniden okumak durumunda kaldım. Bir bölümde sıkça kullanılan bu labirentli
Edebiyat
İthaka’ya YolculukDemir Özlü · Yapı Kredi Yayınları · 202037 okunma
10/10
·217 syf.··
2020 35. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2020 21:56
Kitap dört bölümden oluşuyor: 1 Yunan Mitolojisi 2 Tevrat 3 İnciller 4 Bazı Aziz ve Azizeler Her bölümde kısaca karakterler ve başlarından geçen olaylar anlatılıyor. Ben bu kitabı, Klasik Yunan Mitolojisi kitabını okurken karşılaştığım siyah beyaz resimleri daha iyi görüp anlamak, müze ve antik kent gezilerinde karşılaşacaklarımı daha iyi anlamak için okumaya başlamıştım. Sonrasında fark ettim ki aslında kitapta benim beklediğimden fazlası var. Tevrat, İnciller ve Bazı Aziz ve Azizeler bölümlerinde de pek çok bilinen tablonun detaylı açıklaması yapılmış. Paylaşılan her resmin yanında eserin adı ve nerede sergilendiği orijinal adıyla yer alıyor. Ülkemiz sınırları içinde bulunan müze ve kiliselerde de bulunan eserlerin açıklamalarını okumak, öğrenmek adına oldukça faydalı bir kitap. Kitap, kuşe kağıda renkli olarak basılmış. Bu sayede açıklamalardan figürleri görmek, ayırt etmek kolaylaşıyor. Ancak bazı resimler sayfaya sığdırılması için küçültülmüş, onlarda sadece kitaptan bulup seçmekte güçlük yaşanabiliyor. Bir de birkaç resimde yine aynı nedenle köşelerde kalan figürleri görmeyi başaramadığım için internetten faydalandım. Ancak bunlar sayıca çok çok az ve okuma keyfinizi bozmuyor.
Edebiyat
Mitoloji ve İkonografiBedrettin Cömert · De Ki Yayınları · 2019359 okunma
10/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2020 26. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2020 23:37
Abélard, 12. yüzyılın en parlak din adamlarından biriydi. Ortaçağda sistemli bir eğitimden geçmek için öncelikle din eğitimini tamamlamak gerekiyordu. Sonrasında diğer alanlarda eğitiminize devam edebiliyordunuz ama elbette tüm eğitim kurumları kiliseye bağlıydı. Abélard da döneminin en parlak isimlerinden biriydi. Düşünür, din bilimci, eğitimci, besteci, yazar ve şair sıfatlarının sahibiydi. Héloïse ise döneminin en zeki kadınlarından biridir. Ünlü bir düşünür, kadın hakları savunucusudur. Ve kimi kaynaklara göre Abélard'la tanıştığında henüz 20 yaşında bile değildir. Abélard ve Héloïse'nin hikayesine Ortaçağda Entelektüeller kitabında rastlamıştım. Onları araştırırken mektuplarının böyle bir kitapta toplandığını gördüm. Kısaca değinecek olursak; Abélard Héloïse'nin özel öğretmendir. Birbirlerine aşık olurlar. Héloïse'nin hamile kalmasının ardından Abélard, Héloïse'nin dayısı Fulbert'i memnun etmek için Héloïse ile evlenmeyi önerdi. Ancak bu konuda çevresindekilerden kötü yorumlar alıyordu. Evlenen ve çoluk çocuğa karışan birinin artık bir düşünür olamayacağını, yıldızının eskisi gibi parlamayacağını çünkü düşünmeye ve üretmeye vakit bulamayacağını söylüyorlardı. Bu süreçte dayı Fulbert evliliklerini tüm Paris'e ilan etti. O da kariyerinin bundan etkilenmemesi için gizlice evlendiği Héloïse'i bir süreliğine rahibe kılığında bir manastıra gönderdi. Bunu duyan dayı Fulbert, Abélard'ın Héloïse'i başından attığını düşünerek birkaç adam tutup bir gece evine baskın düzenleyerek Abélard'ı hadım ettirdi. Bu olayın ardından Abélard da bir başka manastıra çekildi. O tarihten sonra da bir daha birbirlerini hiç görmediler ama bu birbirlerini sevmeye devam etmelerine engel değildi. Bu hikaye birkaç yönüyle beni çok etkilemişti. Bunlardan biri, Abélard'ın kariyeri uğruna kendi kariyerinden,
Edebiyat
Abelard ve HeloiseRonald Duncan · Helikopter Yayınları · 20182,914 okunma