Bir kimse keşfin sadece kitaplarda yazılı delillere bağlı olduğunu zannederse Allah'ın geniş rahmetini daraltmış olur. Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) "Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslâm'a açar" (En'âm, 6:125) âyetindeki "açma (şerh)" kelimesinin manası sorulduğunda: "O, Allah'ın kalbe bıraktığı bir nurdur" diye cevap vermişti. "Bunun belirtisi nedir?" denildiğinde ise "Aldanma yurdu olan dünyadan sakınıp ebediyet yurduna, âhirete yönelmektir" demişti.
Yine Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu konuda şöyle buyurmuştur: "Yüce Allah mahlûkatı karanlıkta yarattı, sonra üzerlerine kendi nurundan serpti." İşte keşf bu nurdan istenmelidir. Bazı zamanlarda bu nur ilâhî cömertlikten dolayı taşıp akar. Böyle zamanları gözetlemek gerekir. Nitekim Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) "Hayatınızın bazı günlerinde Rabbiniz'in kerem meltemleri eser. Dikkat edin ve bu lütuftan yararlanmaya bakın" demiştir.
Bunları anlatmaktan maksat, hakikati tam bir ciddiyetle aramanın, aranmaması gerekeni aramaya kadar vardığını bilmendir. Halbuki öncel bilgileri (evveliyyat) aramak gerekmez; onlar zaten zihinde hazırdır. Hazır olan arandıkça kaybolur, gizliliğe bürünür. Dolayısıyla aranılmaması gerekeni arayan kimse, aranılması gerekeni aramakta kusurlu davrandığından dolayı suçlanmaz.
Sayfa 35 - Ketebe Yayınları