Benden, bana kayıtsız kalınması ile benden nefret edilmesi arasında bir seçim yapmam istense, tereddütsüz, nefreti seçerim - kayıtsız kalınacak bir yanım yoktur. Ve ben söylemek isterim ki, her şeye ve herkese kayıtsızım. Değilmişim gibi davrandığım durumlar, yaşıyormuşum gibi yapma zorunluluğumdandır.
Alman yazar Arthur Schopenhauer, bu eserinde bize bir ömrün nasıl yaşanması gerektiğini anlatır.
Yazara göre bir hayat haz, zevk ve tutkuların peşinden koşarak ve onları arayarak değil acılardan kaçarak geçirilmelidir. Zira hangi türde olursa bütün bütün arzular geçici ve değişkendir. Sonuçları insanı asla tatmin etmeyecek ve onu daha açgözlü bir hale getirecektir. Bunun yerine insan hayatını daha temkinli geçirmeli ve kendi kendine her anlamda yetebilmeyi öğrenmelidir. Bunun içinde iç dünyasını ve zihnini zenginleştirmelidir. Mutluluğun kaynağını dışarıda, diğer insanlarda değil kendi içinde aramalı ve orada bulmalıdır.
Bir diğer yandan yazar, insanların genelinin doğasının riyakardır, ikiyüzlü ve kelimenin tam anlamıyla budala olduğunu ifade eder. Riyakardır çünkü arkadaşının iyiliğini istemez. Dertlerini dinleyip kötü hissetmesinden içten içe zevk alır. Anlattıklarını kendisine karşı koz olarak görür. İkiyüzlüdür zira kendi çıkarı söz konusu olunca ideolojisini, tavrını ve hareketlerini değiştirir. Budaladır çünkü bilgeliği ve aklı küçümser. Kendi iç dünyası gelişmemiş ve bunların içini kötü alışkanlıklarla doldurmuştur.
Yazar kitabını yazarken gayet açık, sade ve anlaşılır bir dil tercih etmiş olup fikirlerini farklı eserlerden alıntılarla desteklemiş ve dayanaklandırmıştır. Bu yüzden oldukça akıcı bir dili vardır.
Okuyacak olanlara tavsiyem yavaş yavaş sindire sindire okumaları olur. Çünkü Schopenhauer hayatla ilgili bazı cümlelerini ve deneyimlerini adeta üzerine düşünülsün ve yorum yapılsın diye yazmış gibi.
Şiddetle tavsiye ederim.
Ernes Hemingway’in hayatından izler taşıyan Silahlara Veda romanı bize 1.Dünya Savaşı’nı bir ambulans şoförünün gözünden anlatır.
Ernes Hemingway bu kitabında savaşın toplumsal yönünden çok bireyin hayatı ve psikolojisi üzerindeki etkilerini anlatır. Ambulans şoförünün hayatı ve kurduğu arkadaşlıklar üzerinden bize farklı karakterler sunar. Bu karakterlerden bazıları dine bağlılığıyla bilinirken bazıları ise şehvete veya üne olan düşkünlükleri ile ön plana çıkar. Bu askerlerle olan diyaloglar üzerinden insanların yaşama karşı umutlarını aktarır.
Hemingway bu kitapta bir yandan da aşk temasını işlemiştir. Ana karakterimiz cephede tanıştığı hemşirelerden birine aşık olur ve hayatıyla hayalleri o kadının etrafında şekillenir. Savaşın en başından beri korkunç ve saçma olduğunu düşünen karakterimizin tek bir amacı vardır. Bir şekilde savaştan kaçıp sevdiği kadınla çoluk çocuğa karışmak…
Hemingway’in bu hikayede yarattığı ana karakter ve aşık olduğu kadın ilgi çekici ve birçok yönüyle ele alınmış, işlenmiş karakterlerdir. Dini görüşleri, hayata bakış açıları, savaştan kurtulma çabaları bizi karakterlere bağlar. Ama diğer karakterler çok yüzeysel anlatılmış ve tek yönlü ele alınmıştır. Çok fazla karakter ismi geçtiğinden dolayı da karakterlerle duygusal bağ kurmak zorlaşmaktadır.
Kısaca özetlemem gerekirse 1.Dünya Savaşı’na bir askerin gözünden bakmak için okunabilir bir eser. Sonu oldukça etkileyiciydi. Gerçekten duygulandım. Onun dıșında kurgusu ve anlatım tarzı bana çok hitap etmedi. Fazla günlük diliyle yazılmış gibiydi. Yani bir roman değil de bir askerin günlüğünü okuyor gibi hissettim.
Bunu bitirdikten sonra Vicenze Ibanez’in Mahşerin Dört Atlısı eserini de okumanızı tavsiye ederim. Bahsettiğim roman da aynı dönemde geçiyor. 1.Dünya Savaşı’nın toplumsal boyutunu
Silahlara VedaErnest Hemingway · Bilgi Yayınevi · 20257,9bin okunma