Türklerin toplumsal özelliklerini anlatırken tarih boyu mültecilere
kucak açmasını özellikle vurguluyorsunuz.
Türkiye İmparatorluğu çok mülteci kabul etmiştir ve bu mültecilerin topluma çok
katkısı vardır; sadece Avrupa’dan gelenlerin değil, geçmişte İran-Orta Asya üzerinden
gelenlerin de. Hint’ten göç edenleri ta Ortaçağlardan beri kabul etmiştir.
Babımı sürekli belaya sokan bir şey daha vardı. Öğretmenlerin ço ğunun bana güveni yoktu, özellikle kadın öğretmenlerin. Rahatsız edi ci şeyler söylemiyordum ama benim "tavrımda" rahatsız edici bir şey olduğunu iddia ediyorlardı. Sıramda oturuşum ve "ses tonumla" ilgili bir şey. Genellikle sırıtmakla suçlanırdım ama farkında değildim sırıt tığımın. Sık sık sınıftan atılır, bazen müdüre yollanırdım. Müdür hep aynı şeyi yapardı. Bürosunda bir telefon kulübesi vardı. Kapısını ka patarak orda ayakta tutardı beni. Saatler geçirdim o telefon kulübesin de. Okunacak tek şey kadınlar için bir ev dergisiydi. İşkence için kon muş olmalıydılar oraya. Yine de okurdum o dergileri. Tek sayı bile kaçırmadım. Kadınlar hakkında bir şeyler öğrenmeyi umuyordum.
"Ne yapıyorsunuz? Kapatın kitapları! Kapatın kitapları!"
Hızla yürürken yanından geçtiği öğrenciler kitaplarını kapıyor, o geçtikten sonra tekrar açıyorlardı.
Dazlak yanımdaki sıradaydı, gülüyordu. "Salağın teki! yaşlı bir salak!"
Biraz acımıştım Stanhope'a ama ya kendimi seçecektim ya da onu. Stanhope kürsüsünün arkasına geçip bağırdı, "Kitaplar kapatıl malı yoksa bütün sınıfı çaktırırım!"
Bir akşamüstü öylece dolanıyordum. Çeteyle aram ne iyi, ne de kötüydü. Onlan kızdıran son davranışımı unutmalarını bekliyordum. Yapabileceğim başka bir şey yoktu. Beyaz hava ve bekleyiş. Hiçbir şey yapmadan dolanmak canımı sıkmıştı, tepeyi çıkıp Washington Bulvarı'na, sonra doğudaki sinemaya, ordan da tekrar Batı Adams Bulvarı'na yürümeye karar verdim. Kilisenin önünden de geçerdim belki. Yürümeye başladım. Derken Eddie'nin sesini duydum:
"Hey, Henry, buraya gel!"