İşlevi bozulmuş bir zihnede sahip olsa ona küfür etmekten kendimi alamadım çünkü bana göre bencilsin.
Ben önemliyim diyen bencillik değil bu, ben hiç bir şeyim,o yüzden hiç bir şey yapmam diyen bencillik .o yüzden ne kadar keskin olursa olsun bastırılmış olması korkması bana saçma geldi , korkuları ahlaktan büyük kaçmak sorumluluk almaktan daha kolay olmuş yozo ya o yüzden empati yapamadım kendisiyle .
#insanlığımıyitirirken
Yozo, insanları anlamayan; onların davranışlarını çoğu zaman tehdit gibi algılayan bir karakter. Bu yüzden hayatta kalabilmek için bir yöntem geliştiriyor: rol yapmak. Toplumda kabul görmek adına sürekli bir maske takıyor, insanları güldüren bir palyaçoya dönüşüyor. Ama bu bir neşe değil; bir savunma biçimi. Çünkü ciddiye alınmamak, onun için incinmemek anlamına geliyor.
En büyük korkusu anlaşılmamak değil,anlaşılma ihtimalinin bile olmaması. Bu, insanın varoluşuna yönelmiş en sessiz tehdit gibi. Çünkü bir noktadan sonra insan, anlaşılmayı beklemeyi bile bırakıyor.
Zamanla Yozo’nun kurduğu bu sahte kimlik kalıcı hale geliyor. Rol yapmak önce bir alışkanlığa,sonra da kimliğe dönüşüyor. Ve en kritik kırılma burada yaşanıyor: Artık ortada “gerçek ben” diye bir şey kalmıyor. Kendi içinden kendisine ulaşamayan birine dönüşüyor.
Bu boşlukla baş edemediği için alkol, kadınlar ve çeşitli bağımlılıklara yöneliyor. Ama bunların hiçbiri bir çözüm değil; sadece geciktirilmiş bir çöküş. Her seferinde biraz daha uzaklaşıyor kendinden ve biraz daha yabancılaşıyor dünyaya.
Bu yüzden bu kitap klasik anlamda bir hikâye gibi ilerlemiyor. Daha çok bir insanın iç dünyasının yavaş yavaş çözülmesini izlediğimiz bir psikolojik rapor gibi. Yozo’nun yaşadığı şeyler tek başına bir olaylar zinciri değil; birbirine dolanmış bir ruh hali:
Depresyon,
sosyal anksiyete,
kimlik